Looking for my pages in English?: Web Page (Eng) | Philosophy-Economics Blog (Eng) |

Dersler İktisadi Büyüme | Modeller ve Yöntem | Diğer: İktisat Günlüklerinden Seçmeler | Nurses Care |

Ekonominin Gizemli Dünyası

Bildiğiniz gibi gazetelerde ve televizyonlarda ekonomi gündemi ile ilgili birçok yorum ve analiz yapılıyor. Ancak bu yorum ve analizlerden bazıları beni deli ediyor. Canımı sıkan yorumculardan biri, önemli bir ekonomi uzmanı kabul edilen Yiğit Bulut. Sayın Bulut'un bugünkü yazısına bakıp, neden canımı sıktığını anlatmaya çalışayım. Aşağıda koyu renkle yazılmış olan kısımlar Yiğit Bulut'a ait, daha açık renkli yorumlar ise bana ait.

------------------------

Türkiye'de döviz yukarı döner mi? (14/05/2007)

Bu yazının başlığı. Hemen başlıkta canımı sıkan şey şu: "döviz yukarı döner mi?" ifadesi iktisatta kullanılmayan bir ifadedir. "Yukarı dönmek" ifadesinin kullanılmasının nedeni muhtemelen Sayın Bulut'un gözünün önüne bir döviz kuru grafiği getirerek düşünmesidir. Örneğin, Sayın Bulut'a göre bir doların YTL değerini gösteren eğri sert bir biçimde yukarı doğru dönerse "döviz yukarı dönmüş" olacaktır. Bu mantıkla, bir YTL'nin kaç dolar ettiğini gösteren eğrinin yukarı doğru hareket ettiği duruma da "dövizin yukarı dönmesi" diyebiliriz. Tabii Sayın Bulut bu duruma "YTL'nin yukarı dönmesi" demek isteyecektir... Halbuki, "döviz kuru", "artmak", "azalmak" gibi kelimeler kullanılarak başlık daha güzel bir biçimde ifade edilebilirdi.

(Borsa yorumcuları "yukarı dönmek" gibi ifadeleri sık sık kullanıyorlar. Yazının devamında bu ifadeleri neden sevmediğimi anlayacağınızı umuyorum. Bu ifadeler, var olan durumu gizemli bir şekilde sunmak ve konuya aşina olmayanları etkilemek için kullanılıyor olabilirler...)

Başlığın daha açık ifadesi; yaşanan siyasi gelişmeler sonucu Türkiye'de 'dolar ve avro değer kazanma sürecine girebilirler mi? YTL olarak değerlendirdiğimiz birikimlerimizde kısa vadede pozisyon değiştirip, 'bundan sonra' farklı bir uygulama yapmak gerekir mi?

Sayın Bulut, burada başlığın mealini vermiş. Ben de mealin mealini vereyim. Siyasi gelişmeler döviz kurlarını etkiler mi? Etkilerse nasıl etkiler? Elimizde hangi ülkenin parasını tutmalıyız? Bakalım Sayın Bulut bu soruları yanıtlayacak mı?

Sevgili dostlar, detaya geçmeden, 'son haftalarda yaşanan 1.38-1.40 seviyesine 'gitti-geldi'ler ile 'panik olup, 'Ne yapmalıyız' diyenlere özet bir cümle ile seslenmek istiyorum; piyasalarımızda kısa vadeli dinamikler içinde ortaya çıkacak haber ve gelişmeler sonucu algılamalarda 'gitti-geldi olabilir' veya 'olumsuz-olumlu' çok ani yer değiştirebilir; sakin olalım ve 'algılamanın' sürekli değişebileceğini bilerek ani kararlarla pozisyon değiştirmeyelim.

Önce anlaşılması için mealini vereyim: Sayın Bulut diyor ki, döviz kurlarında kısa vadeli dalgalanmalar olabilir, ama yine de beklentilerdeki değişmelerin kalıcı olabileceğini de aklımızdan çıkarmayalım.

İlk önce Sayın Bulut'un Türkçe'sine hayran kaldığımı söylemeliyim.

İkinci olarak, yukarıdaki paragrafta hemen hemen hiç birşey söylenmediğini not edeyim. Çünkü, Sayın Bulut, aslında şunu söylüyor: "Döviz kurunda dalgalanmalar olabilir, panik olmayın. Önemli olan uzun vadeli değişikliklerdir." (Peki Sayın Bulut, bu döviz kurundaki artış ya da azalışların uzun vadeli değişmelere işaret ettiğini nereden bileceğiz? Bir yorumcu olarak bize bunu söylemeniz gerekmez mi?) Dikkat ederseniz, panik olmamamız söyleniyor ama eğer beklersek elimizdeki paranın değer kaybedebileceği de not ediliyor. Sevgili okuyucularım, siz siz olun panik olmayın ama eğer panik olmanız gerekiyorsa da olun tabii!!!

Üçüncü olarak, "gitti-geldi" ifadesine takıldım: - "Allah, kur gitti... Oh, geldi..." - "Abicim kur gitti-geldi, battık batıyorduk..." - "Dün kur bir gitti bir geldi, kalbim ağzıma geldi"...

Gelin isterseniz "pozisyon" değiştirelim:

Daha açıkçası; dünya genelindeki ana yapı değişmedikçe ve içeride 'marjinal riskler' oluşmadıkça 'TL'de kalmaya devam edebiliriz' tezini 'gelişmeleri de sorgulayarak' şimdilik kullanalım.

Meali: Eğer YTL-dolar döviz kurunu kalıcı bir şekilde değiştirecek bir neden yoksa paranızı YTL cinsinden saklamanızda bir sakınca yoktur. Şimdi, Sayın Bulut'un böyle bir 'neden' olup olmadığını açıklamasını bekliyoruz. ("Marjinal" kelimesinin iktisatçıların kullandığı anlamıyla değil, "ay bu çocuk çok marjinal" cümlesindeki anlamıyla kullanıldığına dikkatinizi çekerim.)

Bu noktada soralım; içeride 'riskler' 'gitti-geldi'ler ile değişirken, yurtdışında neler oluyor? Ne olursa 'marjinal bir olumsuzluk' ortaya çıkar?

Meali: Yurt dışındaki gelişmeler de döviz kurunu etkiler. Döviz kurunun artmasının veya azalmasının nedenleri nelerdir? (Sayın Bulut'tan şimdi bu nedenleri açıklamasını bekliyoruz.)

'Piyasa' dediğimiz denklemin 'iç ve dış' bileşenlerine birlikte bakalım:

Şimdi Sayın Bulut piyasa denklemini açıklayacak ve döviz kurlarını nelerin belirlediğini açıklayacak! (Aşağıda göreceğiniz gibi öyle yapmayacak. Sadece bazı borsalarda durumun iyi olduğunu ve yurt dışında döviz kurlarında ve petrol fiyatlarında önemli artış ve azalışlar olmadığını söyleyecek.)

- Bovespa ve Dow'da ana trend hâlâ bozulmadı, yeni yükseklikler deneniyor, kâr realizasyonları geliyor ama 'Bu iş bitti' denecek bir veri hâlâ yok.

Yani, Bovespa ve Dow'da alınıp satılan bazı varlıkların değeri artıyor, kâr edenler var (ekleyelim, zarar edenler de var) ama ne olacağını pek bilemiyoruz. (Üzülecek bir şey yok, biz de bilemiyoruz...)

- Dolar-yen paritesi 120 bölgesinde zorlanıyor. Henüz 'Evet, 120 aşağı geçildi' diyemiyoruz.

Yani, doların değeri 120 Yen civarında, ama dolar/yen döviz kuru artar mı azalır mı bilemiyoruz. (Bu arada "aşağı geçildi" ifadesi çok güzel! Her halde bunun tersi "yukarı geçildi" ifadesidir. - "Abi, aşağı geçildi. İstersen alt kata in, sizinkiler orada...")

- Çin borsasında yükseliş devam ediyor, diğer Uzakdoğu borsalarında küçük çaplı kâr realizasyonları var ama 'ana trend' hâlâ yukarı görünümlü.

Yani: Çin borsasında alınıp satılan bazı varlıkların değeri artıyor, kâr edenler var (ekleyelim, zarar edenler de var) ama ne olacağını pek bilemiyoruz. (Üzülecek bir şey yok, biz de bilemiyoruz...) (Bu arada, "görünümlü" ifadesi de güzelmiş. "Doğan görünümlü Şahin..." "Yukarı görünümlü borsa...")

- Avro-dolar paritesi son denemede de 1.3668 direnç bölgesini aşamadı ve dönüp 1.35 bölgesini aşağı kırmayı deniyor.

Sayın Bulut muhtemelen aşağıdaki grafiğe bakarak yazıyor:



Aslında bize bu grafiği anlatıyor. Diyor ki, zamanında avro-dolar kuru 1.36 olmuştu ama sonra azaldı. Dolayısıyla, son günlerdeki döviz kuru değerlerine baktığımızda avro-dolar döviz kurunun 1.36'yı aşmadığını görüyoruz. Döviz kuru 1.35 değerine düşmüş durumda.

Sayın Bulut'un "direnç bölgesi" dediği şey döviz kurunun son bir ay içindeki en yüksek değeri. Döviz kuru daha sonra bu değerin altına düştüğü için (yani bu noktayı geçemediği için) bu bölge direnç bölgesi olarak adlandırılıyor. Bu terimin bize kazandırdığı hiç bir şey yok. Peki, "1.35 bölgesini aşağı kırmak" ne demek? Grafikte gördüğünüz gibi döviz kuru son bir ay içinde 1.35'ten fazla aşağıya düşmemiş. Ama grafikteki eğri gelip 1.35 çizgisine bir kez "vurmuş", eğer bir kaç kez daha "vurursa" 1.35 bölgesi "kırılabilir" ve grafikte şu anda görmediğimiz 1.34 gibi değerleri görebiliriz!!! Sizin anlayacağınız bu döviz kuru eğrisi, grafiğin alt ve üst çizgilerine saldırarak haince planlar yapıyor, Türk ekonomisinin geleceği ile oynuyor!!!

Peki, Sayın Bulut ne demek istiyor? İşte meali: avro-dolar kuru fazla yükselmedi.

- Brent petrol fiyatı 65 doların üstünde kalmaya devam ediyor.

Yani, Brent petrol fiyatı 65 doların altına düşmemiş!

Bu tespitler sonrası 'Türkiye'deki 'Finansal devinim' tamamen iç kaynaklı mıydı' sorusunu ekleyelim ve sonuçlara gidelim:

Görüldüğü gibi Sayın Bulut, sorularımıza cevap verme "bandını zorluyor", tespit yapıyor "görünümü" veriyor ve zihnimizdeki "gelişmeleri" "aşağı doğru kırmaya" çalışıyor. "Parite" demek istiyorum sayın izleyiciler!

1- Hükümet 2003 sonrası oluşan 'finansal hareket' tamamen benim eserim mesajı verse de bu doğru değil. Türkiye'deki hareketin yüzde 90 sebebi yurtdışı kaynaklı 'yüksek petrol fiyatı + ucuz yen' denklemi.

Meali: Finans piyasalarındaki mevcut durumun asıl müsebbibi (nedeni) yüksek petrol fiyatları ve Yen'in ucuz olması!

Hükümetin, ekonomideki olumlu gelişmelerin kendi politikalarının sonucu olarak ortaya çıktığını söylediği doğru. Dolayısıyla bunu söyleyerek finans piyasalarındaki gelişmelerinde onların eseri olduğu mesajını verdikleri düşünülebilir. Peki, petrol fiyatlarının yüksek olması ve Yen'in ucuz olması nasıl ve hangi nedensel mekanizmalarla Türkiye'deki iktisadi değişkenleri etkiliyor? Sizce, Sayın Bulut bize bunu açıkladı mı? Bence açıklamadı. Hatta bu konuda hiç bir şey söylemedi. Peki, sizce, Türkiye'deki genel fiyat düzeyi, hasıla, üretim, faiz hadleri, para arz-talebi; ve döviz arz-talebi gibi değişkenleri bir kenara koyup, petrol fiyatları ve Yen'in değerini en önemli iki açıklayıcı değişken olarak ortaya koymak ne kadar mantıklı? Bence çok değil...

2- Dışarısı bozulmadıkça içeride 'Demokratik sınırlar içinde kalınması halinde' ne olursa olsun çok büyük bir etkilenme olması kolay değil.

Meali: Dünya ekonomisinin durumu kötüye doğru gitmedikçe ve Türkiye'de bir darbe olmadıkça, Türkiye'de döviz kurlarında önemli artış veya azalışlar olmaz!

Aslında, "etkilenme" ile ne denmek istendiği açık değil. Ama, yazının konusu gereği döviz kurlarında önemli artış veya azalışlar olmaz demek istiyor olmalı. Dünya ekonomisinin durumunun önemli olduğu açık. Ancak, Sayın Bulut, bize sadece borsalardan bahsetti ve bu borsalarda yarın, öbür gün neler olabileceği ile ilgili hiç bir şey söylemedi. Bu durumda, "dışarısının bozulup bozulmayacağını" nereden bilebiliriz? Paramızı YTL olarak tutmak veya tutmamak konusunda karar verebilmemiz için bunu bilmemiz gerekmez mi? Hem yakın gelecekte bir darbe olmayacağına kim garanti verebilir? Döviz alsak iyi olmaz mı? Yoksa elimizdeki dövizleri YTL'ye mi çevirmeliyiz? Sayın Bulut'tan hala bu soruları cevaplamasını bekiyoruz.

3- İç siyasi gelişmeler özellikle Genelkurmay açıklaması üzerinde felaket senaryoları kuruluyor. Bu tablo çok karamsar. Sözün bittiği yere varmamız için hâlâ 'mesafe' var.

"Mesafe var" derken? Elimdeki parayı ne yapacağımı bilmek için bu "mesafe" ifadesi ile ne kastedildiğini bilmem lazım değil mi? Ya felaket senaryoları gerçek olursa, ne "halt" edeceğiz?

4- İMKB'de gördüğümüz hareket teknik sınırlar içinde kalmaya devam ediyor. Son düşüş dalgasında; 48.192-46.500 bandının kırıldığı noktada 42 bin-42 bin 500 bandına, yani ana 'destek bölgesine' doğru dönmemiz gayet doğaldı, son günlerde bu geri çekilmeyi ve sonrasında 45 bin sınırına kadar gelen tepkiyi gördük.

Sayın Bulut burada yine grafiklerin o gizemli dünyasına daldı.

Gördüğünüz gibi imkb100 endeksini gösteren eğrimiz önce 48.000 seviyesine kafa atmış, ama orayı iyi bantladığımız için kafası acıyarak 44.000 seviyesine düşerek çarpmıştır. Biraz canı yanmasına rağmen çarpmadan aldığı kuvveti olumlu yönde kullanarak bir sıçrayışta 44.000 ile 45.000 cizgilerinin oluşturduğu bantı aşmış böylece 45.000 çizgisine tutunarak onun etrafında dönmeye başlamıştır. imkb 100 endeksini gösteren eğrimiz biraz manyak olduğu için bu doğaldır. Şimdi yaptıklarından bir süre için ders aldığını bir süreliğine 48.000 direnç noktasını zorlamayacağını düşünebiliriz. Ama CHP lideri Deniz Baykal solda birleşme için garanti verirse sevincinden zıplayıp, 48.000 direnç noktasını yukarı doğru kırıp, göbek atacağını söyleyebiliriz.

Sonuç 1: Türkiye'de dolar kuru 'Daha yukarı gider mi' diyenlere şunu söyleyebilirim; doların ana trendinin yukarı dönmesi için 1.40 ve 1.45 üstünde kapanış yapması gerekli. Kısa vadede 1.38-1.40 arasını dahi aşamadı ve gelen satış ile burada kırılmış oldu. Dolar kuru 1.38-1.40 aralığını aşamadığı sürece yani teknik olarak 'alçalan tepeler formasyonunu değişip hareket bir önceki tepe üzerinde zirve görmediği her durumda; kurda 'aşağı dönme' eğilimi devam edecektir.

Tercümesi zor olsa da yapacağım: Yani diyor ki, doların değerinin artması için, doların değerinin artması gerekir (1.40 ve 1.45 üstünde kapanış yapması bu demek.) Ama doların değeri artmadı (1.38-1.40 arasını aşamadı). Dolar kuru artmadığı sürece, artmamaya devam edecektir ve eğer aynı kalmıyorsa azalacaktır.

Doların değeri artmıyorsa, artmaz. Bu kadar. Sayın Bulut döviz kuru ile ilgili sorularımıza süper bir cevap vermiş. Tabii, tabii bütün bekar erkekler evli değildir, evliyse bekar değildir. Öyle değil mi? (Deli Cevat gibi hissediyorum kendimi!)

Sonuç 2: Bize gelen sorular içinde 'avro ile ilgili de birçok detay var'. Türkiye'de oluşan talep ve kabul görmüşlük açısından doları analiz etmek saha sağlıklı. Avronun TL karşısındaki durumunu da 'doları genel yapısını' 'avro-dolar dengesiyle birlikte sorgulayarak görebiliriz. Dolar düştüğü sürece (avro-dolar denkleminde çok büyük bir değişim olmaz ise) Türkiye'de avro da değer kaybetmeye devam edecektir.

Meali: Eğer dolar-avro kuru değişmiyorsa, doların YTL olarak değeri düşerse, avro'nunki de düşer.

Gerçekten akıllara durgunluk verici bir analiz!

Sonuç 3: Pazartesi sabahından itibaren yani çok kısa vadede dolarda direnç 1.35. Burası geçilemediği sürece 1.35-1.32 arasında salınan bir yapı görebiliriz.

Grafiklerin gizemli dünyasına tekrar hoşgeldiniz. Yani diyor ki, 1.35 seviyesi geçilmezse, geçilmemiş olur; eğer geçilirse geçilmiş olur. Dolar en son 1.35'e kafa atıp, kırmayı denemişti kendini ne kadar sürede toparlar bilemiyoruz. Ama doların değerinin yarın 1.5 veya 1.2 olmayacağını söylemek oldukça güvenli. Eğer 1.35-1.32 arasında salınırken kontrolden çıkarsa ona yarın bir açıklama uydururuz. Amin.

Not: Kısa vadeli olumsuzluğu değişik bir açıdan tarif etmek istiyorum; bir sarkaç düşünelim. Sabit bir şekilde 'olumlu' dediğimiz bölge üstünde duruyor. Ani bir darbe alıyor ve 'olumsuza' doğru salınıyor. Burada en önemli soru ne olabilir? Cevap çok zor değil; sarkacın ne kadar salınacağı ve nerede duracağı. İşte Türkiye'de yaşadığımız durum da bu gerçeğe benziyor. Salınım başladı. Başladı ama 'bana göre' varacağı son hedef 'olumlu' olacak ve bu süreçte panik olanlar kaybedecek.

Burada Sayın Bulut benzetme yöntemi ile durumu anlamamızı sağlamaya çalışmış. Tüm sorularımıza şöyle kısaca yanıt vermiş: Bence herşey güzel olacak. Panik yaparsanız kaybedersiniz.

Yiğit Bulut, bize bu yazısında neredeyse hiç bir şey söylemediği gibi, pratik sorularımıza da yanıt vermedi. Panik yapanların kaybedeceği doğrudur. Ama panik halinde düşünmeden hareket edenlerin kaybedecek olması Türkiye ekonomisinin bugünkü durumu ile ilgili bir şey değil ki. Gazetelerdeki köşe yazarlarını niye okuyoruz? Doğru bilgi ve analizlere dayanarak düşünebilmek ve panik yapmadan karar verebilmek için. Ama birçok köşe yazarı bize hiç bir şey söylemiyor. Finans piyasaları ile ilgili yazılarda neredeyse hiçbir zaman ekonominin temel değişkenlerine, yapısal özelliklerine değinilmiyor. O, bu direnç noktasını zorladı; şu, bu bant arasında oynar; gitti-geldi; aşağı doğru kırıldı; parite zorlandı; falan filan. Bu yazıları okuyunca siniri yukarı doğru bükülüp üst direnç noktası zemberek gibi yerinden fırlayan tek ben miyim? Bilemiyorum.

Peki, dolar mı, avro mu, YTL mi? Yarın bunların değeri ne olur? Valla, artarsa artar, azalırsa azalır, ikisi de olmuyorsa aynı kalır. Siz yeter ki panik yapmayın. Panik yaptığınızda piyasada neler olacağını kestiremiyoruz.

Not1: Bu konuda daha ciddi bir yazı okumak istiyorsanız: Aykut Kibritçioğlu'nun web günlüğüne bakınız: http://ekon-elek.blogspot.com/2007/05/finansal-iktisatlk-ve-iktisatlk.html

Not2: Yiğit Bulut'un yazıları ile ilgili güzel yorumlar için: http://ekonomiturk.blogspot.com/search/label/Yigit%20Bulut

Not 3:

01.05.2007 Yiğit Bulut yazısı: Dolarda Trend Yukarı Döner mi? http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=219946
14.05.2007 Yiğit Bulut yazısı: Türkiye'de Döviz Yukarı Döner mi? http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=221214&tarih=14/05/2007

Yukarıdaki iki yazıyı açıp bir karşılaştırın. Bakalım iki yazı arasındaki farkları bulabilecek misiniz? (!)

6 yorum:

At 14/5/07 17:32 ekodok said...

Yazınızı okurken çok güldüm. Yalnız değilsiniz. Artık bu Yiğit Bulut'tan biz de bıktık. Çoğu zaman görmezden geliyoruz. Elden başka ne gelir ki? Adamın arkası sağlam.

 
At 14/5/07 18:48 osslem said...

bence yiğit bulut'un burada atladığı en önemli nokta kurun bu dönüşlerinin, kıvrılmalarının, oynamalarının yurt dışındaki maaşlarını finanse ettiğimiz emeklileri nasıl etkileyeceği :) (etkilenirlerse etkilenirler, etkilenmezlerse de etkilenmezler :))bunu da "analiz" etseymiş iktisat bölümleri tümden kapatılabilirdi, bir yiğit bulut okusun herkes, yeter :)

 
At 15/5/07 10:38 Aykut Kibritçioğlu said...

Sevgili Emrah; bence bu tür yazarlara "iktisatçı" veya "ekonomi uzmanı" dememek gerekiyor. Bunlar (geçmişte iktisat okumuş olsalar bile) aslında "finansçı" veya "finansal iktisatçı". Öyle olunca da, doğal olarak, ufukları aşırı derecede dar ve kısa. Yani kur, faiz, borsa endeksi değişmelerini, makroekonomik temel büyüklüklerdeki değişmelere dayandırarak açıklamak yerine, ilgilendikleri değişkenin kendi eski değerlerine bakarak bugünkü değişmelerini açıklamaya çalışıyorlar. Başka bir deyişle, finansal iktisatçılar o kadar kısa vadeli meselelerle (haftalık, günlük, hatta saatlik veya dakikalık) ilgileniyorlar ki, (doğal olarak) genelde henüz hiçbir makroekonomik temel değişkenin yeni değerleri açıklan(a)madığı ve/veya çoğu kez etkileri henüz açıkça hissedilemeyeceği için "seriler"in değişmelerini kendi geçmiş değerlerindeki değişmelerle ve eğilimlerle açıklamaya çalışıyorlar. Bu meselenin, örneğin döviz kuru oluşum teorilerine yansımasıi bildiğimiz gibi şu biçimde: "Fundamentalists vs. Chartists"! Yani bir yanda kurların oluşumunda temel makroekonomik temel değişkenleri açıklayıcı değikenler olarak kullananlar, diğer yanda ise grafiklere/"chart"lara bakarak açıklama veya tahmin yapan grafik yorumcuları veya "teknik analizciler" var. Biz (genel) iktisatçılar olarak daha çok ilkine yakın duruyoruz. Oysa çok kısa vadeli kur/faiz/borsa analizi yapanlar ikincisine yakın duruyorlar. Uzun vadede (yani fiyatlar tamamen esnek hale gelip bütün makroekonomik uyumlar tamamlanınca) bizim dediğimiz, çok kısa vadede ise onların dedikleri (her ne kadar ciddi bir iktisat teorisi temelinden yola çık(a)mıyorlarsa da) daha fazla haklılık payı kazanıyor. Piyasada bazı büyük aktörler (geçmişte) "fundamental"lara bakarak döviz/senet alış-verişi yaparken bugün pek çok büyük aktör ya sadece teknik analiz ya da temel analizle birlikte teknik analiz da yaparak işlem gerçekleştiriyor. Böyle olunca da, en azından bu sebeple, finansal iktisatçılarım dediklerini akademik anlamda bence pek önemsemek zorunda olmasak da, (özellikle borsada/döviz piyasasında "oynuyorsak"!!!) onları dinlemekte fayda var. Bizim iktisatçılar olarak uzun vadede gidişatını makroekonomik büyükleklerin seyrine göre tahmin ettiğimiz kur/faiz/borsa değişkenlerinin çok kısa vadede nasıl olup da o uzun vadeli (denge) değerinden uzaklaştığını onlar açıklamaya çalışıyor. Bir yerde, finansal iktisatçıların eli mahkum böyle davranmaya. Çünkü yoksa hiç bir şey söyleyemezler o açıklamak istedikleri konularda. Haberleri, dedikoduları, (ekonomik/siyasi) skandalları, vb. yakından takip etmek zorunda bu bu kişiler, ki aslında gazete okuma, televizyonda haber izleme alışkanlığı olan (ama iktisatçı olmayan) kişiler de pekala yapabilirler onların çoğunun yaptığı yorumları.

İktisat teorisini (kısmen haklı gerekçelerle) adeta hiçe sayarak yapılan bu analizlerin ulaştığı başka bir üç noktası da, Mandelbrot'un finans piyasalarına "fraktal" yaklaşımı. Yukarıdaki yorumunu okuyan ve bu konulara ilgi duyan bütün iktisat öğrencilerine mutlaka öneririm bu kitabı okumalarını: http://www.mde.com.tr/kitap6.htm. Bu kitapta ileri sürülen görüşler, bence, iktisadın altının iktisat ve tarih bilgisi sınırlı mühendis/matematikçiler tarafından nasıl oyulabileceğinin tipik bir örneğidir.

Sonuç olarak; bence asıl sorun, Sayın Bulut'un finansçılığından çok, onun da içinde yer aldığı borsa-döviz-faiz iktisatçılığının ülkemizde bu denli geniş yer buluyor, "kabul görüyor" olması. Medyada/kamuoyunda hak ettiğinden çok daha fazla yer ayırılan bu "finansal iktisat yorumcululuğu" meselesi pek çok bakımdan ciddi çarpıklıklar yaratmaktadır. Bu çarpıklığın mutlaka (artık) düzeltilmesi ve iktisat tartışmalarının odağının bence eğitim-nüfus-sağlık-teknoloji-çevre-enerji sorunlarına kaydırılması gerekiyor. Yoksa insanlara kıt verilerle/enformasyonla yaptıkları sıradan kısa vadeli finans yorumlarını satarak/pazarlayarak geçinen ve gündemi işgal eden ve kendilerine olan "(aşırı) talebi" adeta kendileri suni olarak yaratan finansal iktisatçılar, sanki "gerçek/tek iktisatçılarmış" ve onların yaptıkları şey de "gerçek/tek iktisatçılıkmış" gibi algılanmaya devam edecek Türkiye'de.

 
At 25/5/07 19:25 mener said...

Hocam "Bu yazıları okuyunca siniri yukarı doğru bükülüp üst direnç noktası zemberek gibi yerinden fırlayan tek ben miyim? Bilemiyorum." demişsiniz. Biraz amatör sayılırım henüz, Mülkiye'den mezun olmak üzere olan amatör bir işletmeciyim lakin merak buyurmayın, ben de yerimden fırlıyorum bu yorumları görünce. :) Zaten, bir yazısını eleştirdiğim e-postama da cevap ver(e)memişti kendisi. Henüz mezun dahi olmadan kendini çok geliştirmiş olan mı benim, yoksa mezuniyetinden (ki özgeçmişini bir türlü bulamıyorum) yıllar sonra benim gibi amatör bir işletmeciye dahi cevap ver(e)meyen kendileri mi eksik kalmış, anlayamadım doğrusu!

Saygılarımla...

 
At 13/4/08 01:41 Özgür Erdoğan said...

Merhabalar,

Yiğit Bulut'un eğitimi ve birikimi nedir ve nereden çıkıp ekonomi uzmanı?! olmuştur hakkında internette hiçbirşey bulamadım. Kendisine yazmayı düşündüm fakat cevap alacağıma kendisini takip ettiğim kadarıyla ihtimal vermiyorum. Takip etme noktasında kısa bir açıklama yapayım: Referans gazetesini okumaya başlamam parelel yazıları dikkatimi çekti lakin ilk başta oluşan olumlu havası kısa sürede tv programlarında da ortaya koyduğu tribünlere oynama ve bilimsel olarak tabansız "fikirleri?!"-tavırları ile erezyona uğradı, zatı muhteremleri sanırım "başbakan" olmaya öykünüyor kanımca. İzleyenlere sabırlar diliyorum.

Saygılarımla,

Özgür Erdoğan
Bilgi Güvenliği Uzmanı
Elo.HAb.Müh.,MBA

 
At 5/8/09 14:11 cucu said...

bu adamın gerçekten ne yazdığı, ne anlatmaya çalıştığı anlaşılmıyor.abidik gubidik cümleler kurarak, önemli birşey anlatmasa da anlattığını sanıyor heralde.Tanzanya'da mı eğitim almış ne yapmış anlayamadım.Babam ekonomiye meraklıdır, gazetelerin ekonomi yazarlarını okur, aklı sıra buralarda yazanlardan bir şey öğreneceğini sanır(televoleci ekonomistler genelde köşelere hakim malesef), babam olduğu için bişey demiyorum okusun varsın.ama yiğit bulut'u okuyup irdelemesi beni birgün sinir etti ve babama patladım.adamın şovmen olduğunu yakında da partibaşkanlığa oynayacağını söyledim, en sonunda bir iki tv programında görmüş, dinlemiş olacak ki o da aynı kanıya vardı. yiğit bulut'u görünce direk zaplıyor artık.

 

Yorum Gönder