Türker Alkan bugün (23.08.05) Radikal’deki köşesinde benzer bir şey söylemiş: “'Kâinatı Allah'ın yarattığı' bilimsel olarak kanıtlanamaz! Somut gözleme, ölçmeye, yinelenmeye ve yanlışlanabilmeye dayanan bilimsel araştırma yöntemiyle Tanrı'nın varlığını veya yokluğunu kanıtlayamazsınız.” (Türker Alkan - Tanrı ve Bilim) Kısa bir yazıda bu meselenin tüm ayrıntılarını ele alamayacağım için bazı önemli noktalara dikkat çekmek istiyorum. BİR Evrende hayatın nasıl ortaya çıktığı sorusu canlıların evrim geçirip geçirmediği sorusundan farklıdır. Yani şu soruları ayrı ayrı ele almak gerekir: Bu iki sorunun çok net yanıtları var. Birinci sorunun yanıtı, “Tam olarak bilmiyoruz!”; ikinci sorunun yanıtı ise “Evet!” Kısaca açıklayayım. Evrim teorisinin yılmaz savaşçıları bile birinci sorunun cevabını tam olarak bilmediğimizi açıkça söyler. Hayatın ortaya çıkışı ile ilgili bilimsel açıklamalar bugün biyoloji, kimya, fizik ve Dünya konusunda bildiklerimizle en tutarlı ve en akla yatkın açıklamayı üretme çabalarının sonucudur. Eksikleri vardır çünkü henüz hayatın ortaya çıktığı ortam ile ilgili yeterli verimiz yok. Size her kim hayatın nasıl ortaya çıktığını bildiğini söylüyorsa yalan söylüyordur, çünkü hayatın ortaya çıkışı ile ilgili spekülatif bir teorisi vardır. Ama unutmayın ki spekülatif teoriler bilimsel olabilir. Bilimsel olmak için sağlamaları gereken en az iki koşul vardır: Hayat, evren ve her şey hakkında bugün bildiklerimizle tutarlılık, test edilebilirlik (ya da yanlışlanabilirlik). Canlıların evrim geçirdiği önermesi ise kanıtlanmış bir önermedir. Bir olgusal gerçekliktir. Bugün bu önermenin yanlış olduğunu söyleyenlerin düpedüz saçmaladıklarını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Bir defa elimizde canlıların evrim geçirdiğini ispatlayan fosil kayıtları vardır. Sizi ikna etmek için fosil kayıtlarını ve genetik mühendisliği gibi meseleleri gündeme getirmeme gerek yok. Günlük yaşamımız canlıların evrimi sonucunda ortaya çıkmış ürünlerle dolu. Kullandığımız tarım ürünlerinin çoğu bize dış baskıların ve mutasyonun türlerin farklılaşmasına neden olabileceğini ispatlar. Bunların çoğu doğada şu anda ürettiğimiz şekliyle bulunmaz. İnsanların seçimleri ve müdahaleleri sonucu değişmiş ve bugünkü şekillerini almışlardır. Aynı şekilde bugün evde, bahçede beslediğimiz evcil hayvanlar da insanoğlunun yarattığı dış baskı sonucu ortaya çıkmıştır. Hiç birimiz bir “fino” köpeğin doğada tek başına yaşayabileceğini aklımıza getirmeyiz herhalde. “Fino”nun ortaya çıkışı çevrenin (bu durumda insan çevre unsuru olmaktadır) türlerin gelişimini etkileyebileceğinin ve türlerin farklılaşıp evrim geçirebileceğinin ispatıdır. İşin içinde insan var diye ikna olmamış olabilirsiniz. O zaman sizi fosil kayıtlarını, zooloji ve biyoloji kitaplarını incelemeye davet ediyorum (aşağıda birkaç kitap önerisi var). Bilmemiz gereken tek şey şu: Eğer dikkatlice bakarsanız görebileceğiniz gibi “akıllı tasarım” diye ortaya çıkanlar “canlılar evrim geçirmez” demiyorlar. Dedikleri tek şey şu “bu canlılar tek bir hücreden evrimleşerek bu hali almış olamazlar.” Yani onlara göre karmaşık yapıya sahip olan tüm canlılar tasarlanmıştır, fosil kayıtları onların tasarlanışından sonra ortaya çıkan değişikleri gösterir. Ne var ki, buna rağmen argümanlarını “evrim teorisi yanlıştır” diye sunuyorlar. İKİ “Akıllı Tasarım”cılar özetle diyorlar ki “göz gibi karmaşık organlar bir dizi tesadüfün sonucu ortaya çıkmış olamaz.” ‘Raslantı’ ya da ‘tesadüf’ akıllı tasarımcının dilinde evrimin işleyişini anlatıyor. Onlara göre evrim bir dizi tesadüfün sonucudur. Akıllı tasarımcıların ve eski yaratılışçıların bu önermesi tam anlamıyla yanlıştır. Evrim sürecinde tesadüflerin pek tabii ki rolü vardır. Ancak asıl itici güç tesadüf değil doğal seçimdir. Bu o kadar eski bir tartışma ki, şimdi birilerinin ortaya çıkıp tekrar tekrar “bu kadar karmaşık bir yapı tesadüfün sonucu olamaz” demesini anlamak güç. Bu ya “akıllı tasarım”cıların evrim teorisini anlamadığını ya da evrim teorisini bilmeyenleri kandırmaya çalıştıklarını düşünmeme neden oluyor. Evrim teorisi lafta basit bir teori olsa da bu teoriyi anlamak ve anlatmak sanıldığından daha güçtür. Bu sebeple burada size evrim teorisini anlatmaya çalışmayacağım. Bunun yerine eğer konuyla ilgiliyseniz hemen aşağıda önerdiğim kitapları okumanızı önereceğim. Maalesef çaba göstermeden bilimsel teorileri anlamak mümkün değil. Lütfen siz de kendi payınıza düşeni yapıp, konuyu “geyik” malzemesi haline getirmeden önce biraz okuyun. ÜÇ “Akıllı tasarım”cılar Evren’in ve Dünya üzerindeki canlıların akıllı bir tasarımcı tarafından yaratıldığını iddia ediyorlar. Hatta bununla da kalmayıp bunun bilimsel bir iddia olduğunu söylüyorlar. Ancak iddialarına baktığımızda gördüğümüz şey şu: Hepimizin bildiği gibi (a) önermesi doğru. (b) önermesi ise hiçbir bilimsel temele dayanmıyor. Sadece karmaşıksa birisi yapmıştır yanılgısına dayanıyor. Bu türden bir önermenin bilimsel olabilmesi için bilimsel yöntem ve verilerle ispatlanması ve test edilebilir olması gerekir. Ne var ki, “akıllı tasarım”cıların iddialarına baktığımızda bu türden bir bilimsel çaba görmüyoruz. Üstüne üstlük (b) önermesi evrimin tesadüflere dayandığı varsayımına dayanıyor. Daha önce de söylediğim gibi bu varsayım hatalı. Bu sebeplerle (c) önermesinin bilimsel bir önerme olduğunu söylemek imkansız. Öte taraftan, akıllı bir tasarımcının varlığı ile ilgili bir önermenin bilimsel olması için evrim teorisinden bağımsız olarak sunulabilmesi gerekir. “Evrim teorisi yanlıştır, öyleyse akıllı bir tasarımcı var” yaklaşımı bilimsellikten çok uzaktadır. Zaten en başta da söylediğim gibi hayatın ortaya çıkışı ile ilgili bir iddianın kesinkes doğru olduğunu söylemek imkansız. Bu sebeple evet belki de ilk canlı akıllı bir tasarımın sonucudur ama buradan yola çıkarak evrim yoktur diyemeyiz. Akıllı tasarım argümanı sapla samanı birbirine karıştırdığı için de bilimsel değildir. (Aslına bakarsanız, kafa karıştırmak için sapla samanı bilerek birbirine karıştırıyorlar!) Beri taraftan, akıllı tasarımcının düşündüğümüz türden bir tanrı olmaması ihtimali de var. Bugün Homo Sapiens Sapiens, yani bildiğimiz insan, genetik konusunda o kadar ileri gitti ki yakın gelecekte “sıfırdan” canlı üretmeyi başarabilir. Hatta bunu yaptıktan sonra da bu canlıları Ay’da ya da Mars’ta konuşlandırıp onların gelişimini ve çevre ile ilişkilerini inceleyebilir. Bu durumda o canlılar için bir “akıllı tasarımcı” olacaktır: insan. Böyle bir şey olasılık dahilinde olduğuna göre Dünya üzerindeki hayatın akıllı tasarımcısının da başka bir galaksideki bir canlı türü olduğu rahatlıkla iddia edilebilir. Ne var ki, “akıllı tasarım”cılar böyle bir olasılığı göz ardı etmektedir. Bilimsel bir akıllı tasarım argümanı akıllı tasarımcının bildiğimiz anlamıyla “tanrı”dan farklı bir şey olabileceğini de düşünmek zorundadır. Bu son nokta bizi, “öyleyse tasarımcının tasarımcısı kimdir ve acaba o da akıllı mıdır?” sorusuna getirir ki bu soru da – en azından şu an için – bilimsel olarak ele alınamaz. Sonuç yerine Allah’a, tanrıya ya da başka bir akıllı tasarımcının varlığına inanmak konusunda hepimiz serbestiz. Farkında olmamız gereken şey bu türden inançlarımızın bilimsel olmadığıdır. Bilimsel olmayanı bilimselmiş gibi sunmak ise ahlaksızlıktır. Bu ahlaksızlık Dünya ve Evren’i anlama çabamızda bize herhangi bir diğer teoriden çok daha fazla yardımcı olmuş evrim teorisini yadsıma noktasına kadar gidebilir. Bu konuda herkesin (sadece Amerikalıların değil) dikkatli olması gerekiyor. Kanser, AIDS vb. hastalıklar konusundaki araştırmaların temelini oluşturan, psikoloji ve psikiyatriye önemli katkılar sağlayan ve nörolojinin yapı taşlarından biri olan evrimsel biyolojinin bir grup ahlaksızın yalan yanlış önermeleri sebebiyle araştırma fonlarını kaybetmelerini önlemek boynumuzun borcudur. (İsteyenler “akıllı tasarım”cıların web sitesine gidip hangi bilimsel incelemeleri yaptıklarını inceleyebilir: http://www.ideacenter.org/ Ziyaret ettiğinizde hemen göreceğiniz gibi amaç bilimsellik değil propaganda!) (Bilim ve Gelecek Dergisinin Eylül 2005 tarihli 19. sayısında Prof. Dr. Haluk Ertan (İ.Ü. Fen Fak. Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü) Akıllı Tasarım meselesini incelemiş. Bir göz atın.) Kitap önerileri: Evrim teorisini çok basit bir dille anlatan bu kitap dünya görüşünüzü değiştirecek. Richard Dawkins - Kör Saatçi (The Blind Watchmaker) Tübitak yayınları Karmaşık organların ve canlıların evrim sonucudunda nasıl ortaya çıkabileceğini bu kitabı okuyarak anlamaya başlayabilirsiniz. İçinde o kadar çok bilgi var ki en az iki kez okumanızı tavsiye ederim. Mahlon B. Hoagland - Hayatın Kökleri (Roots of Life) Tübitak yayınları Hayatın ortaya çıkışı ile ilgili çalışmaları özetleyen bir kitap. Biraz eski ama konuya aşina olmak için buradan başlamakta fayda var. James D. Watson - İkili Sarmal - DNA yapı çözümünün öyküsü (The Double Helix) Tübitak yayınları DNA nedir? Nasıl bir yapısı vardır? Bu soruların cevaplarını bu kitapta bulacaksınız. Ayrıca bilimsel modellerin gelişimi hakkında önemli içgörüler kazanabilirsiniz. Jared Diamond - Tüfek, Mikrop ve Çelik - İnsan Topluluklarının Yazgıları (Guns, Germs, and Stell The Fates of Human Societies) Tübitak yayınları Toplumlar neden ve nasıl birbirlerinden farklılaştılar? Evrim teorisinin kültür ve teknoloji tarihini açıklamada ne kadar önemli olduğunu bu kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz. Uluslar arası gelişme farklılıklarını anlamak istiyorsanız bu kitabı okumanız şart. Stuart Kauffman - At Home in the Universe: The Search for Laws of Self-Organization and Complexity Bu kitap, karmaşık organizmaların tesadüf eseri değil biyokimya kanunların ve evrimsel mekanizmaların sonucu olarak ortaya çıktığını iddia ediyor. S. Kauffman'a göre, kimya ve biyoloji hakkındaki bilgilerimiz insanoğlunun bir tesadüf eseri değil, neredeyse bir zorunluluk sonucu ortaya çıktığını söylüyor. John H. Holland - Hidden Order: How Adaptation Builds Complexity John H. Holland - Emergence: From Chaos to Order Bu iki kitap karmaşık yapıların basit ilkelerden ortaya çıktığını gösteriyor. Bahsi geçen tüm tartışmaları daha iyi değerlendirmek için okunması gerekli. Akıllı tasarım argümanı ile ilgili detaylı bilgiyi ve tartışmaları şu adreste bulabilirsiniz: http://en.wikipedia.org/wiki/Intelligent_design N. Emrah Aydınonat - Explaining Unintended Consequences of Human Action: An Inquiry into the Role of Conjectures in Social Sciences, Ankara: İmaj Yayınları, 2004 / x / x / x / Son olarak da kendi reklamımı yapayım: Bu kitapta karmaşık toplumsal yapıların basit ilkelerden ortaya çıkabileceğini iddia ediyorum ve bu konudaki açıklamaların bilimsel niteliğini inceliyorum. Ey vatandaş, evrim teorisinin, akıllı tasarım argümanının ve bunların sosyal bilimlerdeki yansımalarının bilimselliğini incelerken temel alınması gereken şeyler bu kitapta!
Bugünlerde bir “Akıllı Tasarım” coşkusu var. İnsanlar sokakta, kahvede, diskoda, medyada, tuvalette “yaşasın sonunda bilim adamları tanrının/Allah’ın varlığını ispatladı” diyerek eğlenip coşuyorlar. Yok öyle bir şey! Ortada bilimsel bir ispat yok. Zaten olamaz da.
Richard Dawkins - Gen Bencildir (The Selfish Gene) Tübitak yayınları
21 yorum:
- At 23/8/05 17:16 koray said...
-
tum bu tartismalarda anlamadigim sey su: bilimsel yontem karmasiklik konusunda da soru sormak zorunda. o karmasikligin indirgenemez olup olmadigi anlasildiktan sonra ancak bir indirgenemez karmasikliktan soz edilebilir. bu yuzden indirgenemez karmasiklik iddiasi ile atom arasindaki benzerlik cok ilgi cekici. yunanca bolunemez anlamina gelen atomun bolunmesi; bolunmekle kalmayip alt parcaciklarin da bulunmasi bir donem icin indirgenemez kabul edilen bir sistemin daha sonra aslinda indirgenebilir oldugunu gostermesi bakimindan cok benziyor akilli tasarim fikrine.
akilli tasarimcilarin istedigi sey bilimin bu indirgenemez karmasikligi aciklamaya calismasindan vazgecmesi ise anlarim; boyle bir istek bizzat dubya'dan geldiyse daha da iyi anlarim cunku bu yoldaki bilimsel aktivitelere kimbilir ne kadar para harcaniyor diye dusunuyor bile olabilir :) fakat bilimsel yontemlerin soru sormaktan vazgecmek gibi bir luksu yok maalesef.
tum bu karmasiklik konusunda bir diyecegim daha var ki o da cok yuksek enerjili ve buyuk hacimli tepkimeler sirasinda (atiyorum, irice bir meteor dusmesi) civarda var olan elementlerin farkli sekillerde bir araya gelerek olusturabilecekleri bilesik sayilari o kadar yuksek ki insan sanki tum chemical abstract oraya toplanmis bile sanabilir. ve insan boyle sanarken, tanri da gonderdigi meteorun dunyaya carptigi anda olusturdugu patlamayi yukaridan izleyip cok egleniyor olabilir :) - At 31/8/05 19:32 sarkac said...
-
"Evren’de (ya da Dünya’da) hayat nasıl ortaya çıktı?"
bu sorunun sıralamadaki yeri ne olmalıdırı bilemiyorum lakin ilk olmaması gerekir.
ilk soru: yokluğun içindeki ilk "var"ın (madde ise madde, enerji ise enerji, tanrı ise tanrı) nasıl ve neden başladığıdır. - At 8/10/05 19:23 Selim Yörük said...
-
Aydın bey bu yazınıza bir cevap olarak sitemde bir yazı yazdım. Cevap hakkı adına bilmek istersiniz diye düşündüm.
Saygılar. - At 8/10/05 21:36 N. Emrah AYDINONAT said...
-
Selim Yörük'ün yukarıdaki yazıyla ilgili yorumu ve benim ona cevabım aşağıdadır:
-----------------------------------
Kambiryan Patlamasi
http://www.anafikir.com/goster.asp?t=627
Evrim teorisini destekleyen bilim adamlarının dahi kabul ettiği bir gerçeklik "Kambiryan patlaması". Ve bu gerçek Evrim teorisinin temeline büyük bir balta indiriyor. Hemen bundan önce Akıllı Tasarım ile ilgili bir giriş yapmak istiyorum.
Sitesini yeni takip etmeye başladığım Aydın Onat Akıllı Tasarım konusunda şöyle diyor;
"Canlıların evrim geçirdiği önermesi ise kanıtlanmış bir önermedir. Bir olgusal gerçekliktir. Bugün bu önermenin yanlış olduğunu söyleyenlerin düpedüz saçmaladıklarını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz"
Biraz "saçmalamak" istiyorum o halde. Darwin teorisini sunarken şöyle bir öngörüden bahsetti;
"Evrim süreci çok yavaş ve kademe kademe oluşmuştur. Benim teorim eğer doğru ise, ilerki dönemlerde şu an elimizde olan fosil örneklerine benzer, türler arasındaki geçişi ispatlayacak ara formlar bulmamız gerekmektedir"
Ara form olarak nitelendirdiği canlılar geçiş formlarıdır. Örnek olarak, balığın atasının omuzgasız bir deniz canlısı olduğunu söyler Darwin. Ve yine teorisine göre balık ile omuzgasız deniz canlısı arasında omuzgasız deniz canlısından daha gelişmiş, balıktan daha ilkel canlı fosilleri varolmalıdır. Fakat bunca yıllık araştırmalara ve kazılara rağmen böyle bir ara forma rastlanmamıştır.
"Kambiryan patlaması" bu teoriyi derinden sarsmıştır. Darvin evrimin kademe kademe olduğunu söyler fakat araştırmalar göstermiştir ki karmaşık sistemlere sahip 50 farklı tür bir anda oluşmuştur. Bu oluşum yaklaşın 520 milyon yıl önce birden gerçekleştir. Bu tür patlamasına terimsel dilde Kambiryan patlaması denilir.
Sayın Onat şöyle devam ediyor;
"Beri taraftan, Akıllı Tasarımcıların düşündüğü türden bir tanrı olmaması ihtimali de var. Bugün Homo Sapiens, yani bildiğimiz insan, genetik konusunda o kadar ileri gitti ki yakın gelecekte “sıfırdan” canlı üretmeyi başarabilir. Hatta bunu yaptıktan sonra da bu canlıları Ay’da ya da Mars’ta konuşlandırıp onların gelişimini ve çevre ile ilişkilerini inceleyebilir. Bu durumda o canlılar için bir “akıllı tasarımcı” olacaktır: insan"
Zaten Akıllı Tasarım teorisini geliştirenlerin hiçbiri teori içerisinde "Bu teori gösterir ki Allah vardır" dememişlerdir. Söyledikleri, evrenin bilinçli bir tasarımcının elinden çıktığıdır. Bu tasarımcı Matrix filmindeki "coder" da olabilir.
Akıllı Tasarımın ulaştığı noktadan sonra yapılan "O halde bu tasarımcı Allah'tır" çıkarımı sadece bir yorumdan ibarettir ve bilimsel bir dayanağı yoktur. Bu noktadan sonra birçok kişi farklı çıkarımlar yapabilir ama bunlar "yorum"dan öteye gidemez.
Son olarak, Evrim Teorisinin "Kambiryan patlaması" gibi yıkıcı bir olgudan sonra katı bir "inanç" şeklinde savunulması oldukça gariptir. Akıllı Tasarımcıların "inanç"lar doğrultusunda hareket ettiklerini söyleyen Evrim Teorisini destekleyen kişiler ile aynı cephede olan bazı bilim adamları yıllar önce Evrim Teorisinin yıkılmasını engellemek için yap-boza benzer bir şekilde farklı türlere ait fosilleri birleştirip "İşte o ara formlar" şeklinde ortaya çıkmışlardır. Fakat daha sonra bu "Yap-boz fosiller"in sahte olduğu ortaya çıkmıştır.
Bana kalırsa, Evrim Teorisini destekleyenlerin "İnanç"ları daha güçlü gibi(?)
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
CEVAP:
Sayın Selim Yörük,
Yazının başlangıcında demişsiniz ki: "Evrim teorisini destekleyen bilim adamlarının dahi kabul ettiği bir gerçeklik "Kambiryan patlaması"."
Burada bir yanlış anlama var sanırım. Çünkü Kambiryan patlamasını evrim teorisini destekleyen bilim adamları tespit etmiştir ve hala bu ani çeşitliliğin nedenlerini araştırmaktadırlar. Cari akademik dergilere bakarsanız bu konulardaki son bulguların tartışıldığını görürsünüz. (İkna olmazsınız diye hemen bir google taraması yaptım. Şu sayfadaki referanslar bu konuyu derinlemesine incelemek için bir başlangıç noktası olabilir: http://www.peripatus.gen.nz/paleontology/CamExp.html)
Sonra da demişsiniz ki: "Fakat bunca yıllık araştırmalara ve kazılara rağmen böyle bir ara forma rastlanmamıştır."
Her ne kadar bahsini ettiğiniz geçiş dönemi ile ilgili bazı kanıtlar olduğu iddia edilse de sizinle birlikte düşünebilmek için hiç bir fosil kaydına sahip olmadığımızı düşünelim. Bu bilgiden yola çıkarak neler söyleyebiliriz?
(1) Kambiryan dönemi ile ilgili daha çok araştırma yapmalı ve canlılardaki bu ani çeşitlenmenin nedenlerini araştırmalıyız.
(2) Kambiryan patlamasıyla ilgili kanıt olmadığı için evrim teorisinin yanlış olduğuna kanaat getirmeliyiz.
Evrimci biyoloji ile ilgilenenler (ve evrim teorisini savunanlar) bugün (1) no.lu seçeneğin peşinden gidiyor. Her gün evrim teorisinin ayrıntılarını test etmeye, evrim teorisinin açmazlarını sergileyip tartışmaya çalışıyorlar. Kısaca evrim teorisine en çok işkence yapanlar bu teoriyi akla yatkın bulan ama bununla yetinmeyip onun ayrıntılarını test etmeye çalışan bilim adamları. Bu anlamda sizin yazınızın ilerleyen bölümlerinde dediğiniz gibi evrim teorisini besleyenlerin inançları daha güçlü. Ancak evrim teorisine olan inançları değil, bilimsel araştırmaya olan inançları daha güçlü. Eğer evrim teorisine bir insanın dinine bağlı olduğu gibi bağlı olsalardı evrim teorisini her gün yanlışlamaya çalışmazlardı. Demişsiniz ki:
"Son olarak, Evrim Teorisinin "Kambiryan patlaması" gibi yıkıcı bir olgudan sonra katı bir "inanç" şeklinde savunulması oldukça gariptir."
Anlatmaya çalıştığım gibi bilim adamları sizin sandığınız gibi katı inançlarla çalışmıyorlar. Aksine Kambiryen patlaması üzerinde tartışmaya ve çalışmaya devam ediyorlar.
Ama sizin yazınızdan şu sonuç çıkıyor: Madem Kambiryen patlaması diye bir olgu var o zaman evrim teorisi yanlıştır! Evet Kambiryen döneminde canlıların çeşitlenmesi sürecinin nasıl geliştiği ile ilgili bilgilerimiz eksik olabilir. Ne var ki, bu sizin sandığınız gibi evrim olgusunu yadsımamıza izin vermez. Doğal ya da yapay seçim yoluyla türlerin nasıl farklılaşabileceğine dair o kadar çok güvenilir örnek var ki, canlıların tarihinde evrim görülmemiştir demek külliyen yanlış olacaktır. Yazımda referans verdiğm kitapları okuyarak canlıların zaman içinde nasıl degiştiği hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
Yukarıdaki (2) no.lu seçeneği savunmak maalesef imkansızdır. Dikkat ederseniz benim sitede yayınladığım yazıyı yanlış anlamışsınız. Ben o yazıda diyorum ki iki önermeyi birbirinden ayırmak lazım. Bunlar:
(a) Canlılar evrim geçirmiştir
(b) Evrende hayat kendi kendine akıllı bir tasarım olmadan ortaya çıkmıştır
(a) Önermesi doğrudur ve bu sebeple de evrim teorisinin temel argümanı doğrudur. Ancak (b) önermesinin doğru olup olmadığını bilmemize olanak yok. Bu sadece bir spekülasyondan ibarettir. Bu spekülasyon bu gün fizik, kimya ve biyoloji hakkında bildiklerimizle tutarlı olabildiği ölçüde akla yatkın bir spekülasyon olacaktır. Ancak dediğim gibi şu an bildiklerimizle bu önermeyi kesinkes ispatlamamıza olanak yok.
Şimdi yaptığınız bir diğer hataya gelelim. Benden yaptığınız alıntıya şöyle yanıt vermişsiniz:
"Zaten Akıllı Tasarım teorisini geliştirenlerin hiçbiri teori içerisinde "Bu teori gösterir ki Allah vardır" dememişlerdir"
Yazıyı dikkatli okursanız ben de zaten akıllı tasarımcılar "Allah var" diyorlar demiyorum. Diyorum ki, argümanlarının tutarlı ve bilimsel olabilmesi için bahsettikleri akıllı tasarımcının ne türden bir akıllı tasarımcı olduğunu, canlıları, dünyayı ya da evreni ne zaman ve nasıl tasarladığını tartışmalı ve araştırmalılar. Yukarıda da bahsettiğim gibi evrimci biyologlar canlıların bugüne kadar nasıl ve hangi nedensel mekanizmalar sonucu geldiklerini araştırıyorlar. Ne var ki, akıllı bir tasarımcının varlığını ya da yokluğunu tartışırken bu türden araştırmalar yapmak çok zor. Elimizde hakkında herhangi bir veri olmayan bir dönemde canlıların kendi kendine mi ortaya çıktığını yoksa bir akıllı tasarımcı tarafından mı tasarlandığını bilimsel olarak tartışamayız.
Benim karşı çıktığım şey "evrim teorisi yanlıştır, öyleyse akıllı tasarım vardır" şeklindeki düşünce biçimidir. Yazımda da belirtiğim gibi eğer akıllı tasarım önermesi bilimsel olarak savunulabilir bir önermeyse zaten hiç evrim teorisine referans yapmadan ortaya konulabilir. "şu şu ve şu olgular göstermektedirki akıllı bir tasarımcı vardır" şeklindeki bir önermeyle hiç bir problemim yok. Bu önermenin doğruluğu "şu şu ve şu" olguların gerçekten de var olup olmadığı araştırılarak test edilebilir. Ne var ki, şu anda akıllı tasarımcılar şöyle bir önermeye sahipler "şu ve şu nedenlerle evrim teorisi yanlış olduğu için akıllı tasarım vardır". Daha önce de söylediğim gibi akıllı tasarımcılar bu yaklaşım içinde evrim teorisinin yanlış olduğunu gerçekten de ispatlasalar bile akıllı tasarım olduğunu ispatlamış olmazlar.
Yanlış anlamayın. Evrim teorisini tartışmasınlar demiyorum. Evrim teorisi tartışılmalı ve her gün yeniden yanlışlanılmaya çalışılmalı. Zaten bir çok bilim adamı bunu yapıyor. Bunlara katılıp evrim teorisine ciddi eleştiriler getirebilirsiniz. Ancak eğer bir akıllı tasarımcının varolduğunu bilimsel olarak ispatlayacaksanız bunu evrim teorisine referans yapmadan yapabilmelisiniz. Hem zaten madem evrim teorisi yanlış, o zaman bilimsel bir akıllı tasarım teorisinde işi ne?!
Yazınızı okuyanlara önerim bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktan kaçınmalarıdır. Hem evrim teorisi hem de akıllı tasarım ile ilgili kaynaklara hem internetten hem de kütüphanelerden ulaşılabilir. İsteyenler evrim teorisi ile ilgili olarak benim yazımın sonundaki referanslara bakabilir.
Son kez dikkatinizi çekeyim: Ben akıllı tasarım yoktur demiyorum. Akıllı tasarımı savunanların argümanları bilimsel değildir diyorum.
Son olarak ismimi yanlış yazdığınızı hatırlatmak isterim. İsmim Aydın, Soyadım Onat değil. İsmim Emrah, Soyadım Aydınonat. Sanırım dikkatinizden kaçmış.
Sevgiler, - At 12/10/05 22:49 caxari said...
-
"Benim karşı çıktığım şey "evrim teorisi yanlıştır, öyleyse akıllı tasarım vardır" şeklindeki düşünce biçimidir. . Bu önermenin doğruluğu "şu şu ve şu" olguların gerçekten de var olup olmadığı araştırılarak test edilebilir. Ne var ki, şu anda akıllı tasarımcılar şöyle bir önermeye sahipler "şu ve şu nedenlerle evrim teorisi yanlış olduğu için akıllı tasarım vardır". Daha önce de söylediğim gibi akıllı tasarımcılar bu yaklaşım içinde evrim teorisinin yanlış olduğunu gerçekten de ispatlasalar bile akıllı tasarım olduğunu ispatlamış olmazlar." (AYDINONAT)
Evet iddia ediyorum, evrim teorisi ya da fikri yanlışsa tasarım kesin kes vardır. Bu iddiayı çok güçlü bir iddiadır.
Neden mi? Kendi kendine olmadığına göre birisinin yapmış olması kaçınılmazdır, çok merak ediyorum sizin aklınıza üçüncü bir HAL geliyor mu sayın Aydınonat?
Dikkat edin burada
"argument from incredulity"
yahut
"ben bir şeyin nasıl olacağını anlayamıyorsam, o şey olamaz"
mantığı yoktur. İsterseniz bu konuyu detaylandırabiliriz.
Darwinistlerin tam kavrayamadan yanlışa düştükleri yerlerden biridir burası.
********************************
"Yazımda da belirtiğim gibi eğer akıllı tasarım önermesi bilimsel olarak savunulabilir bir önermeyse zaten hiç evrim teorisine referans yapmadan ortaya konulabilir. "şu şu ve şu olgular göstermektedirki akıllı bir tasarımcı vardır" şeklindeki bir önermeyle hiç bir problemim yok" (AYDINONAT)
Mesela bir örnek : indirgenemez ölçüde kompleks sistemin tarifi şudur : Temel bir fonksiyona katkıda bulunan, oldukça uyumlu, etkileşim içinde bulunan parçalardan oluşmuş ve herhangi bir parçasının çıkarılması durumunda sistemin fonksiyonunun fiilen sona erdiği sistemdir.
İndirgenemez ölçüde kompleks sistemler, kanın pıhtılaşması, evrilmiş operonlar vs. bu savlar hep fiziksel kanıta dayalıdır ve tasarım karşıtlarınca ampirik olarak can siperane çürütülmeye çalışılmaktadır. Darwin'in dediği ünlü sözü hatırlayın : eğer çok sayıda peş peşe küçük değişimlerle muhtemelen oluşmamış herhangi bir karmaşık organın varlığı kanıtlanırsa, benim teorim kesinlikle geçersizleşir.
Tasarımcılarda işte Darwin'in bu ölçütüne göre hareket ediyorlar, yani onları bunu yapmaya iten sebep teorinin kendi kurucusudur.
********************************
YANLIŞLANAMAZLIK:
"ıÜüSon kez dikkatinizi çekeyim: Ben akıllı tasarım yoktur demiyorum. Akıllı tasarımı savunanların argümanları bilimsel değildir diyorum" (AYDINONAT)
Bence bu iddia fazla düşünülmeden ve araştırılmadan ortaya atılmış bir iddia. ID yanlışlanabilir ve ampiriktir, nedenine gelince,
Darwinistler, zeki tasarımı çürütme maksatlı bilimsel savlar sundular. Her iki durum aynı anda geçerli olamaz biliyorsunuz, bir kimse hem zeki tasarımın yanlışlanamaz yada test edilemez olduğunu hemde onun aleyhinde kanıtlar olduğunu söyleyemez.
O ya yanlışlanamaz ve deneylerden bertaraftır yada gözlemler temelinde eleştirilir ve dolayısıyla test edilebilir özelliğe sahiptir. Eleştiriler inceleme yapanların zeki tasarıma karşı savlar (bilimsel olsun yada olmasın) geliştirmesi gerçeği zeki tasarımın yanlışlanabilir olduğunu göstermektedir. Üstelik zeki tasarım, Miller ve Dolittle gibi fanatiklerin belirttikleri doğrudan laboratuvar deneyleriyle yanlışlanmaya ve test edilmeye son derece açıktır.
Yani sizlerin açısından baktığımızda bile zeki tasarım yanlışlanabilir fiziksel kanıtlara dayalıdır. Buna itirazınız varsa dinleriz.
********************************
Peki birazda biz soralım sayın Aydınonat'a,
"-belli bir biyokimyasal sürecin Darwinci bir süreçle oluştuğu iddiası nasıl yanlışlanabilir? -"
Buna cevap verebilirlerse memnun oluruz.
Saygılar - At 13/10/05 12:16 N. Emrah AYDINONAT said...
-
Yazıda söylediğim iki şeyi yine birbirine karıştırıyorsunuz. Diyorum ki, bu evrende canlılar nasıl ortaya çıktı sorusu ile canlılar tarihleri boyunca evrim geçirmişler midir sorusunu birbirinden ayırdetmek lazım. Birinci sorunun cevabını vermek isteyenler (buna hem evrimci bilim adamları hem de akıllı tasarımcılar dahil) veri eksikliği sebebiyle maalesef mantıklı spekülasyonlardan öteye gidemezler. Yani diyorum ki ne evrimciler ne de akıllı tasarımcılar bu evrende canlı hayatın nasıl ortaya çıktığını kesinkes bilemezler ve bu konu hakkındaki önermeleri mantıklı spekülasyonlardan öteye gidemez.
Sizin yourmunuzda yazdığınız şeyler de benim bu söylediklerimi destekler nitelikte: diyorsunuz ki eğer kendi kendine olmadıysa birisi yapmış olmalı. Bu mantıksal bir çıkarsamadır. Ancak kendi kendine olup olmadığını bilmediğimize göre ampirik olarak desteklenmemiş bir önermedir. Eğer "kendi kendine olmadığını biliyoruz" diye karşılık verecek olursanız, ben de size nereden biliyorsunuz diye sorarım. Eğer bana bunun için yeterli kanıtı sunabilirseniz o zaman iddianız bilimsel bir niteliğe bürünür. Ama eğer şu anda akıllı tasarım iddiasına sahip olanların yaptığı gibi "evrim teorisi canlıların kendi kendine ortaya çıktığını gösterememiştir öyleyse hayat kendi kendine ortaya çıkmamıştır; hayat kendi kendine ortaya çıkmadığına göre tasarlanmış olmalı" şeklinde karşılık verirseniz -- ki yorumunuzda yaptığınız bu -- o zaman size basitçe şunu söylerim: birilerinin hayatın kendi kendine ortaya çıktığını gösterememesi hayatın kendi kendine ortaya çıkmadığını göstermez. Aynı şekilde birilerinin hayatın akılllı bir tasarımcı tarafından tasarlandığını gösterememesi hayatın akıllı bir tasarımcı tarafından tasarlanmadığını göstermez. Bunlardan herhangi birini göstermek için maalesef yeterli verimiz yok şu anda. Bu sebeple de hem evrimcilerin hem de akıllı tasarımcıların hayatın başlangıcı ile ilgili önermeleri spekülasyonun ötesine gidemez.
İkinci konu ise canlıların evrim geçirip geçirmediği konusu. Bu soru bu evrende canlı hayatın nasıl ortaya çıktığı sorusundan bağımsız olarak ve bilimsel olarak incelenebilir. Canlıların evrim geçirdiği kanıtla sabittir. Bu evrimin Darwinci mekanizmalarla mı yoksa başka evrimsel mekanizmalarla mı gerçekleştiği başka bir tartışma konusu olabilir.
Sorunuza gelelim. Sorunuz şu: "belli bir biyokimyasal sürecin Darwinci bir süreçle oluştuğu iddiası nasıl yanlışlanabilir?"
Darwinci süreçten ne kastediyorsunuz bilmiyorum. Ama evrim sürecini kastettiğinizi düşünüyorum. Evrim sürecinde üreme, genlerini gelecek soylara aktarabilme önemlidir. Diğer önemli mesele ise çevre koşullarıdır. Eğer bir tür çevre koşulları veri iken sağlıklı bir şekilde üreyebiliyorsa o türün genleri gelecek nesillere aktarılır. Ancak çevre koşulları değişir de bu tür için dezavantajlı duruma gelirse türün üyeleri üreyemeden ölecekleri için tür yavaş yavaş yok olmaya başlar. Eğer bu tür için de herhangi bir nedenle bu yeni çevre şartlarında üreyecek kadar yaşamayı mümkün kılacak özelliklere (genlere) sahip bireyler varsa, bu yeni çevre koşullarında sadece onlar genlerini gelecek nesillere aktarabileceğinden gelecek nesiller bu çevre koşullarına daha uyumlu bir tür olarak varlığını sürdürebilir. Bu test edilebilir bir önermedir. Bir bakteri türünü alırsınız. Çoğalmasına uygun koşulları sağlayan bir yere koyarsınız. Sonra bu koşulları değiştirirsiniz ve çoğalmalarını zorlaştıracak hale getirirsiniz. Eğer bu koşullara dirençli bir kaç bakteri varsa bunlar çoğalmaya devam eder ve orijinal dominant bakteri türü yok olurken, daha önceki nesilde azınlık olan farklılaşmış bakteri türü gelecek nesilleri oluşturur. Evrimsel bir süreç böyle bir süreçtir ve dolayısıyla da test edilebilir. Bakterilerin, virüslerin antibiyotiklere ve yeni çevre koşullarına daha dirençli hale gelmesi bu evrimsel sürecin bir örneğidir. Dünya üzerinde bu türden evrimsel mekanizmaların işlemekte olduğu basit bir olgusal gerçektir.
Bazıları bu evrimsel mekanizmaların birbirinden çok farklı türler oluşmasına neden olamayacağını düşünüyor. Bu ayrıca tartışılabilir bir konu. Bu konuda Richard Dawkins'in kitaplarını özellikle de Kör Saatçi'yi okumanızı gerçekten tavsiye ederim. Ben burada R. Dawkins'ten daha güzel bir açıklama veremem. O sebeple de bunu denemiyorum.
Ne yazık ki burası bu konuların ayrıntılı olarak ele alınması için uygun bir yer değil. Benim de burada bu konuyu tartışmak için yeterli zamanım yok. Benim yazıdan çıkaracağınız tek sonuç var: (i) canlı hayatın nasıl ortaya çıkmıştır? (ii) canlılar evrim geçirir mi geçirmez mi? Bu iki soru birbirinden çok farklı sorulardır. Her ne kadar birinin cevabı diğerinin cevabı için ipucu olarak kullanılabilirse de ilk soruyu cevaplamak için şu anda yeterli veri ve bilgiye sahip olmadığımız unutulmamalıdır. Önerim bu konuları benimle tartışmak yerine zaman ayırıp açık fikirli bir yaklaşımla bilim adamlarının yazdığı kitapları okumanız. Eğer siz de benim bilmediğim güzel bilimsel kitaplar/makaleler (mesela canlıların evrim geçirmediğini gösteren bir kitap ya da bilimsel bir makale) biliyorsanız önerirseniz sevinirim. [not: Harun Yahya mahlaslı kişi(ler)nin argümanlarını biliyorum.]
Sevgiler, - At 13/10/05 22:18 caxari said...
-
Sayın Aydınonat,
En azından artık yanlışlanabilir önermelere sahip olduğunu ve iddianızın geçersiz olduğunu gördünüz. Gerçi fanatik biçimde tasarım düşmanlığı yapmadığınızın farkındayım :)
Bu yazı biraz teferruatlı oldu, ama okduğunuza değeceğine eminim. Özellikle Dawkins konusunda Darwinistlerin düştüğü yanılgıya şaşıracaksınız.
Birde yazınızda ısrarla belirttiğiniz bir yer var, başlangıç şartları hakkında söylenen herşey spakülasyondan ibarettir, bilimsel değildir.
Çok doğru, bunu kabullenen Darwinistlere rastlamak zor oluyor bazen :)
Burada konu etmeye bile değmez. Çünkü dediğiniz gibi kimse gidip oluş sebebini orada gözlemleyemeyecek.
*********************************
Üçüncü hal ise mantıksal bir sonuçtur, ancak bunun dışında arayacağımız ve sonuçta bulduğumuzu sandığımız üçüncü halin bu iki türden birinin kapsama alanı içine gireceğini unutmamalıyız. Bilim metodik açıdan evrensel gerçekliği bulacak güçte değil, bilimsel yöntem test edilebilirlik yada yanlışlanabilirlik üzerine kurulu, rasyonalite ise bilimden daha üst boyuttadır.
Bilimsel olan bir çok şeyin yanlış, olmayan bir çok şeyin doğru olduğu biliniyor. Karl Popper'in metodoljiye el atmasındaki temel neden bu idi. Rasyonalite bilimi kapsar. Bilim ise metodun dışına çıkamaz.
Üçüncü halin ampirik bir yönü yoktur, bu yargıya aklımızla varıyoruz, çünkü biliyoruz ki doğada fenomenler ya kendi kendine, yada failsel etkinlikle oluyor.
Eğer bu önermenin doğruluğundan şüphe ederseniz ben size şunu sormak durumunda kalacağım.
Evrensel gerçekliği, farzedelim ki canlılığın başlangıç şartlarını belirleyen etkenin bir fail olmaması gerektiğinin mantıksal açıklaması nedir? Bu konu ile ilgili natüralist metoda aşağıda değindim.
En önemliside Darwinistlerin
"-'evrim yoksa tasarım doğrudur' demek hatadır"
demelerindeki tutarsızlıktır. Evrimin olmuş olması bile tasarım olmadığını göstermez.
*********************************
"Eğer "kendi kendine olmadığını biliyoruz" diye karşılık verecek olursanız, ben de size nereden biliyorsunuz diye sorarım" (AYDINONAT)
Evet şu anda bu biliniyor, zaten gümbürtü koparanda bu bilmek eylemi. Maalesef biliyoruz :) İndirgenemez komplekslikten bahsedip sizi sıkmayacağım.
Tasarım açıklaması ise oldukça teferruatlı ve teknik, ama ben kısaca değineyim.
Örneğin DNA'da ki kodlanmış bilgi hemen tüm bilimadamlarının ve genetikçilerin şaşkına döndürür. Dawkins bile bu konuda biyojiyi tarif ederken, tasarlanmış gibi görünen doğal eylemlerin sonucu olan canlıların incelenmesi diyerek tanımlar. Bu subjektif bir yargıdır ve Dawkins'i bağlar.
DNA'da korkunç boyutlarda bilgi depoludur, bu bilginin saklanmak istendiğinde hangi hacimde kitap ve gerektiğine yönelik hesaplamalar meşhurdur.
Buraya kadar zaten herkes hemfikirdir, DNA insanın tırnağı, gözü, rengi, dudağı, saç tel kalınlığı, kıvırcıklığı, uzunluğu vs. vs. (say say bitmez) belirleyen bir moleküldür.
DNA'nın dizilimi "sentaktik (cümlesel) bilgi dizilimine çok benzer hatta tıpatıp aynıdır. Şeker ve fosfat molekülleri omurga boyunca anlam (göz, baş, boy, renk vs....) oluşturacak şekilde dizilir.
DNA tasarımın belkemiği savı olan belirtilmiş karmaşayı ifade eder. Yani ihtimal dışı bir dizilime sahip belirtilmi bir moleküldür.
Örnekle açıklamak gerekirse :
-> ABABABABABABA <- = bu dizilim çok düzenli ve periyodiktir, basit kurala rahatlıkla indirgenebilir. Fiziksel süreçlerle kolayca meydana gelir.
-> h84hfg-97yu*/A-*5s58edd*5*wsdf <-
= bu dizilim ise oldukça düzensiz, aperiyodik ve herhangi basit bir kurala indirgenmeyi reddeder haldedir. Bir piyango çekilişinde aynı dizlimi elde etmenin imkansızlığını hesaba katın.
-> Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak <-
= bu dizilim ise, son derece düzensiz, aperiyodik ve basit kurala indirgenmeye dirençlidir, en önemliside bir özelleşmiş belirtmeye sahiptir (marşın anlamı vardır), tıpkı DNA'nın göz, saç rengi, boyu, kemiğin içi dışı, vs. gibi özelleşmiş anlamı ve belirtmesi olduğu gibi.
Bu üç dizilimden sadece marş olan dizilim canlılardaki yapıya benzer. DNA hayli düzensiz, aperiyodik, basit kurala indirgenmeyi reddeden, ihtimal dışı bir özelleşmiş karmaşıklığa sahiptir.
Dawkins diyorsunuz, The Blindwatchmaker'ı okudum, o kitap 1984'e ait ve onun önermerinin işe yaramadığını bugün bazı fanatik olmayan Darwinistlerde kabul ediyor-biliyor.
Biraz değinelim.
Darwinistlere günümüzdeki evrimci algoritmaların tasarımdan ayrı belirtilmiş karmaşıklık üretmenin araçları olduğu görüşü yaygın kabul görmektedir (fanatiklerce).
Fakat bu yanlıştır, bu görüşün neden yanlış olduğuna bakalım.
Sorun evcrimci algoritmaların yukarıda zikrettiğimiz türden karmaşıklıklar üretememesidir.
Bu sezgilerimize ters gelebilir ama Dawkins amca şansa dayalı olarak çalışan birikimsel bir ayıklanma sürecinin belirtili karmaşıklığı nasıl üretebileceğini göstermek için kullandığı ünlü örnektir.
Hefdef dizi şu :
METHINKS.IT.IS.LIKE.A.WEASEL ile
işe başlıyor..
(kitabı okuduysanız dikkat edin, sadece büyük roma harflerine burada noktalarla gösterilen boşluklarıda hesaba katıyor, böyle bir durumda sembol dizi içinde her konumda 27 ihtimal söz konusudur).
Salt şans ile bu hedef diziyi elde etmeye çalışırsanız (scrabble 'ı bilirsiniz, onda rastgele taşları karıştırıp çekersiniz) ilk denemede bu diziyi elde etme ihtimalin, 10^40 'ta 1'dir. Bu durumda onu şans eseri elde etmek için muhtemelen 10^40 denemede bulunmanız gerekecektir.
Dolayısıyla bu hedef diziyi elde etmeniz için sadece şansa güvenirseniz muhtemelen başarısız kalacaksınız(ki buda 10^40'ta 1 ihtimal, oysa tasarımcılar 10^150'de 1 ihtimali evrensel ihtimal sınırı olarak alırlar, verilen avansın büyüklüğüne bakın).
Fakat pratik amaçlardan dolayı 10^40'ta 1, şansı hesap dışı tutmak ve tasarımı ima etmek için yeterince küçüktür. Salt şans meselesi olarak Dawkins'in hedef disizini elde etmek bir belirtilmiş karmaşıklık üretme denemesidir. Ve sadece şansın bu işin üstesinden gelemeyeceği açıklık kazanmıştır.!
Şimdi Dawkins'in sorunu sonradan yeniden temellendirmesini ele alalım. Salt şansın işe yaramayacağını bildiğinden şunu denemeye karar veriyor.
1) Rastgele seçilmiş roma alfabesindeki büyük harfler ve boşluklardan oluşan 28 karakterli bir dizi ile başlıyor.
WDL.MNLT.DTJBK.WIRZREZLMQCO.P
(yazıya dikkat ederseniz ki bence edin, Dawkins'in hedef dizinin uzunluğu harfler ve boşluklarla birlikte 28 karakterden oluştuğunu görürsünüz,
METHINKS.IT.IS.LIKE.A.WEASEL'daki gibi).
2) Rastgele oluşturulmuş ilk dizideki tüm harfleri ve boşlukları rastgele değiştir.
3) Hedef dizideki mukabil harfe karşılık gelen bir değişiklik olduğunda onu öylece bırak ve sadece hala hedef diziden farklı kalan harfleri rastgele değiştir.
Çok kısa bir sıra içinde bu algoritma Dawkins'in hedef dizisine yaklaşır, Kör Saatçi'de Dawkins bu algoritmanın şimdi yazacağım bilgisayar taklidini sunmaktadır. (isterseniz bakabilirsiniz, The Blind Watchmaker sayfa 47 - 48)
Üşenmeyip yazıyorum.
1. WDL.MNLT.DTJBK.WIRZREZLMQCO.P
2. WDLMNLT.DTJBSWIRZREZLMQCO.P
...devamında...
10. MDLDMNLS.ITJISWHRZREZ.MECS.P
.....
20. MELDINLS.IT.ISWPRKE.Z.WECSEL
....
30. METHINGS.IT.ISWLIKE.B.WEASEL
...
40. METHINKS.IT.IS.LIKE.I.WEASEL
...
43. METHINKS.IT.IS.LIKE.A.WEASEL (SONUÇ)
Sizi biraz şaşırtacağım;
Dawkins'in hedef dizisini türetmek için sadece şansla ortalama 10^40 deneme yapmak yerine evrimci algoritma kullanılarak bu ortalama sadece 40 denemede başarılır. Dawkins bu örnekte epey mesafe katetmiştir ama örneğin onun bulgusu Dawkins'in ve evrimci çevrenin sandığından çok farklıdır.
Öncelikle bir hedef dizisi seçmek derinlerde "amaçsal" bir harekettir oysa evrim "amaç" yoktur, kör işler (hedef evrimci algoritma işletmekten önce geliyor ve evrimci algoritma içten içe hedefle son bulmak üzere programlanmış). Bu ciddi bir yanılgıdır, çünkü evrimsel algoritma ve süreçlerinin amaçsallık taşımadığı varsayılır hatta bu temel üzere oturtulmuştur. Ancak biz yine düşüncenin hatırına Darwinizm örneğinde kendi hedeflerini seçmekte zorunda olan tabii süreçlere karşılık gelen bu amaçsallık sorununu şimdilik önemsemeyelim (avans).
Çünkü iş bununlada kalmıyor, daha ciddi bir sorun var. Şu soruyu sorduğunuzda bunu fark edeceksiniz, Dawkins'in evrimci algoritması hedef dizisinin dışında ne elde edebilir? Onu bu şekilde de düşünün. Bu algoritmanın muhtemel nihai noktaları nelerdir?
Açıkça algortima her zaman hedef dizisine (100'de 100 ihtimalle) ulaşmaktadır. Darwinist algoritma ihtimal büyüteci olarak işler. Dawkins'in hedef dizisini sırf şansla elde etmek için ortalama 10^40 deneme yapılması gerekirken, onun evrimci algoritması hedef diziyi sırf şansla yapılacak deneme sayısının logaritmasıyla yani ortalam 40 deneme (ve bir kaç yüz denemde kesin kes elde eder).
Bir ihtimal büyüteci aynı zamanda bir karmaşıklık azaltıcısıdır, ihtimali düşürdükçe karmaşlıklıktan uzaklaşıyorsunuz demek olur bu. Oysa karmaşıklık belirtme ölçütündeki karmaşıklığın ihtimalsizlikle birleştiğini hatırlayın.
Dawkins'in algortiması hedef diziyi elde etme ihtimalini büyük ölçüde artırmaktadır. Yalnız bunu yaparken hedef dizide mecvut bulunan saklı karmaşıklığı da büyük ölçüde azaltmaktadır. Yani yalınlaştırmakdadır.
Bildiğiniz gibi scrabble taşlarını rastgele seçerek salt şans eseri elde edilecek hedef dizi son derece ihtimal dışı olacaktır. Ve en kötüsü elde edilmeden önce devasa sayıda tekrarı gerekli kılacaktır.
Fakat Dawkns'in evrimci algoritmasıyla hedef diziyi elde etme ihtimali sadece bir kaç tekrarla inanılmaz şekilde yükselmektedir.
Aslında bu algoritma gördüğünüz gibi ihtimalleri açıkça çarpıtmaktadır-örtmektedir, ilk bakışta hayli ihtimal dışı veya karmaşık görünen dizin aslında karmaşık değildir.
Dawkins gerçek karmaşıklık yerine sadece karmaşıklık görüntüsü üretiyor. Ve karmaşıklığı üretemedikleri içinde BELİRTİLMİŞ KARMAŞIKLIĞIDA üretemiyor.
Dawkins'in yaptığı düpedüz aldatmacadır, çünkü ulaşmak istenilen sonuç deneyin başında belirtilmiştir, elinizde ulaşmak istediğinz
"Methinks it is like a weasel"
cümlesi var, ve bu cümleye ulaşmak için harfleri çevrime tabi tutuyorsunuz, Dawkins salt şansla olamayaacğını bildiği için bir DENETLEME MEKANİZMASI (çevrenin yaptığı doğal seleksiyon) yerleştiriyor.
Bu mekanizma şöyle işliyor : diyelim çevrim başladı, cümlenin ilk hafi olan M geldiğinde çevrimi durdur komutu devreye girer, çünkü denetleme mekanizması bunu emreder ve M bir daha çevrime girmemek üzere öylece kalır, ondan sonra E için çevrim başlar, E gelene kadar çevrim devam eder, geldiğinde durur, denetleme mekanizmasının yaptığı budur. Doğal seleksiyonuns böyle işlediğini düşünür Dawkins.
İlk bakışta mantıklı geliyor değil mi? Fakat dikkatli bir irdelemeden sonra bunu saçmalık olduğunu anlamak zor değildir, birincisi mekanizma manipülatif ve amaçsaldır, yani methinks cümlesine ulaşma amacı güder. Normalde M geldiğinde onun durmaması çevrime devam etmesi gerekir, doğal seleksiyonda
"-M geldiğinde dur ki, cümle tam olsun"
diye bir amaç yoktur. Dawkins'in örneğinde bu vardır.
Dawkins burada kör dediği mekanizmanın zihinsel bir faaliyet olan "tercih" yapması gerektiğini düşünüyor, kör seçilim yerine zihinsel seçilim kullanıyor.
Madem kitap öneriyoruz, bende size William Dembski ve Philip Johnson'dan iki kitap önereyim.
The Design Inference : Eliminating Chance through Small Probabilities, Induction and Decision Theory (Cambridge University Press.
Darwin’s Nemesis: Phillip Johnson and the Intelligent Design Movement
En azından konunun ne derece tahminlerinizin ötesinde güçlü olduğunuzu anlamanıza yardıcı olacaktır. Flew'in ateizmden dönmesinin yegane nedeni ID'in meydan okuyucu yetkinliğidir.
*********************************
Ama eğer şu anda akıllı tasarım iddiasına sahip olanların yaptığı gibi
"evrim teorisi canlıların kendi kendine ortaya çıktığını gösterememiştir öyleyse hayat kendi kendine ortaya çıkmamıştır; hayat kendi kendine ortaya çıkmadığına göre tasarlanmış olmalı" şeklinde karşılık verirseniz -- ki yorumunuzda yaptığınız bu -- o zaman size basitçe şunu söylerim: birilerinin hayatın kendi kendine ortaya çıktığını gösterememesi hayatın kendi kendine ortaya çıkmadığını göstermez. Aynı şekilde birilerinin hayatın akılllı bir tasarımcı tarafından tasarlandığını gösterememesi hayatın akıllı bir tasarımcı tarafından tasarlanmadığını göstermez. (AYDINONAT)
Çok doğru, zaten ben bundan farklı birşey söylüyorum, ilk anlatıkmlarda kimse anlamıyor zaten :) Çünkü tasarım hakkında duyduklarınız
"harun yahya zırvaların işte, ne beklersin"
den ibaret. (bu HY sendromunuda anlamış değilim, 2*2=4 dese onuda reddedecek hale gelmişsiniz, ama ben yinede HY bilgileri ile gelmiyorum dikkat ederseniz)
Şimdi yukarıya dönersek; şu anda hayatın fizik yasalarının rastgele deviniminden çıkmayacağını anlamış bulunmaktayız. O yüzden sizin
"-birilerinin hayatın kendi kendine ortaya çıktığını gösterememesi hayatın kendi kendine ortaya çıkmadığını göstermez"
önermeniz burada geçerliliğini yitiriyor.
Çünkü durum Darwinizmin açıklayamaması değil, tasarımcıların kendine kendine olmayacağını kesin kes gösterebilmesidir.
Yani bilinemeyene oynamak yok artık :)
********************
"Canlıların evrim geçirdiği kanıtla sabittir" (AYDINONAT)
Çünkü bu biyolojinin kanıtsız ve yoruma dayalı vargısıdır. Üstelik kanıt bilimde yapılmaz, matematikte yapılır. Bilimde doğrulanma veya yanlışlanma yapılır, kanıt denebilecek kadar keskin sonuçları ise fizikte ancak bulabiliyoruz. Evrim gibi tarihi bilimler kategorisinde kesin kanıtsal söylemler yoktur haberiniz ola. Sadece bilimsel ölçütle alakası olmayan natüralist ilkeye dayanan dogmatik bir kabule dayanırız.
Yerinizde olsam bu kadar kesin konuşmazdım, bana kesin bir kanıt getirin bakalım mikroevrim de cereyan eden şeylerin makroevrimde test edilip onaylanmışlığına dair (getireceğiniz örnekler şaşırtıcı olmalı, piyasadaki imajinasyona dayanan örnekleri getirmemelisiniz, meyve sinekleri ve güveler gibi hiç bir yeni tür oluşturamamış deneylerden de bahsetmeyin).
Ayrıca baştan şunu belirteyim, ben evrim fikrine karşı değilim, teoride (size şaşırtıcı gelebilir) Darwinizm gibi self-organisation la işleyen bir evrim bile
"mantıksal olarak teolojinin" dışına çıkamaz. Bu ayrı konudur :)
Yani içbir surette Tanrı'dan kaçış yok :)
**************
"Bu evrimin Darwinci mekanizmalarla mı yoksa başka evrimsel mekanizmalarla mı gerçekleştiği başka bir tartışma konusu olabilir." (AYDINONAT)
yukarıda "değineceğim" dediğim yer burasıdyı:
Sayın AYDINONAT,
Hayatın kökenine dair sorulması gereken soru,
"-hangi natüralist senaryo en iyi açıklamayı sağlayabilir?"
değil,
"-dünyada yaşamın doğmasına gerçekte ne sebep olmuştur"
sorusudur.
***********************
"Sorunuza gelelim. Sorunuz şu: "belli bir biyokimyasal sürecin Darwinci bir süreçle oluştuğu iddiası nasıl yanlışlanabilir?" (AYDINONAT)
Sorumu yanlış anlamışsınız, Darwinizm yanlışlanmaya oldukça kapalı bir teoridir, ama felsefi nedenlerden ötürü bu gündeme getirilmez. Biyokimyasal bir sisteme, farzedelim ki bakterilerin sıvılarda hareket etmesine yarayan kamçılarına ilişkin "iki görüşün" temel savları incelendiğinde anlayabiliriz.
ID savı : zeka içermeyen bir sürecin bu sistemi üretemeyeceğidir.
Darwinizm savı : zeka içermeyen (kör) bir sürecin bu sistemi üretebileceğidir. (buraya dikkat edin lütfen).
ID'ın savını yanlışlamak için en azından zeka içermeyen bir sürecin sistemi üretebildiğini göstermek yeterde artar.
Fakat Darwinizmin savını yanlışlamak için, sistemin potansiyel olarak sonsuz sayıdaki zeka içermeyen (kör) olası süreçlerden herhangi biriyle oluşamayacağını göstermek gerekir ki, bunu yapmak imkansızdır.
İdeolojk nedenlerden ötürü Darwinizmin bu yönleri hiç tartışılmaz.
Saygılar sunarım.. - At 16/10/05 17:09 N. Emrah AYDINONAT said...
-
http://www.anafikir.com adresindeki tartışmayı buraya aktarıyorum:
-------------------
"Akilli Tasarim" bilimsel midir?
[Selm Yörük'ün yazısı]
Öncelikle Sayın N. Emrah Aydınonat'a "Kambiryan patlaması" başlıklı yazıma yaptığı uzun ve doyurucu yorum için teşekkür ediyorum. Aşağıdaki yazı da bir anlamda Sayın Aydınonat'a cevap niteliğindedir.
"Kambiryan patlaması" başlıklı yazımda Evrim Teorisini destekleyen bilim adamlarının teoriye olan "inanç"larının çok güçlü olduğundan bahsetmiştim. 520 milyon yıl önce gerçekleşen kambiryan patlamasını işaret eden fosiller ilk kez Kanada'da bir dere yatağında Amerika'lı bilim adamları tarafından bulunmuştu. Fakat bu fosilleri bulan bilim adamları Darwin'in evrim teorisiyle büyük bir çelişki oluşturacağını farkettikleri için bu fosilleri gizlemişlerdir. Öncelikle bu ve buna benzer "inanç"lardan bahsettiğimi belirterek başlayayım.
Sayın Aydınonat yorumunda şöyle diyor;
Çünkü Kambiryan patlamasını evrim teorisini destekleyen bilim adamları tespit etmiştir ve hala bu ani çeşitliliğin nedenlerini araştırmaktadırlar"
Evet araştırma yapılması gayet doğaldır. Yapılmalıdır da. Bilimin amacı da bilinmeyene ulaşmak olduğu için bu araştırmalar sonsuza kadar devam edecektir. Burada önemli olan Evrim Teorisinin ne söylediğini iyi kavramaktır. Ve genel çapta bakılırsa söylediği şudur;
"Türler, kendilerinden daha az gelişmiş canlıların uzun zaman içinde, çeşitli doğal süreçlerin sonucunda, kademe kademe farklılaşarak oluşmuştur"
Bahsi geçen kambiryan patlaması ise bize 520 milyon yıl önce elliye yakın filumun bir anda ortaya çıktığını gösterir. Bunun anlamı bu türlerin atalarının olmadığı ya da daha basit yapıdaki canlılardan medyana gelmediğini gösterir. Ortada ne bir ata vardır ne de kademe kademe bir geçiş. Tüm bunlar da Evrim teorisinin temel argumanına ters düştüğü için "Evrim Teorisi hatalıdır" sonucuna varırız. Bu sonuca varış şeçlimiz gayet mantıksal bir yapı üzerindedir.
Bu "hatalıdır" sonucuna "kambiryan patlaması ile ilgili kanıt olmadığı için" değil, varolan kanıtlar evrim teorisi ile çeliştiği için varabiliyoruz.
Bu "Evrim teorisi hatalıdır" sonucunun ardından da "Akıllı Tasarım Teorisi haklıdır" gibi bir direk bir sonuca varamayız bu doğrudur. Fakat bu Evrim teorisinin kambiryal patlama karşısında çaresiz kaldığı gerçiğini değiştirmez.
Gelelim "Akıllı Tasarım"ın bilimsel olup olmadığına. Baştan belirteyim bu teorinin sağlam bir bilim temeline oturduğunu düşünmüyorum.
International Press Institute (Uluslararası Basın Enstitüsü) tarafından kurulan ABD merkezli IPI Global Journalist Radio adlı radyo kanalında, 29 Eylül 2005 günü, Akıllı Tasarım teorisi hakkında yapılan söyleşide (Buraya tıklayarak söyleşiyi dinleyebilirsiniz) yorumculardan Jane Eisner Bilinçli Tasarım teorisinin açıklamalarının kısıtlı olduğunu söylüyor, tamamiyle katılıyorum.
"Bir tasarımcı var ise şu an nerede? Hala dizayn etmeye devam ediyor mu yoksa başlangıçta görevini yaptı ve kenara mı çekildi?" diye soruyor ve "Bilinçli Tasarım ile ilgili birçok makale okumuş olmama rağmen bu ve benzeri soruların cevaplarını alamadım"
diye de ekliyor.
"Yaptıkları Evrim teorisine göndermelerde bulunarak, dizayn edilmiş evrenden bahsetmekten öteye gitmiyor" diyor. Bence de haklı.
Amerika'da bu konuda yapılan anketlerde çoğunluğun Bilinçli Tasarım teorisini mantıklı bulduğu ortaya çıkmış. Jane Eisner ise "Kusura bakmayın ama bu sonuç, Bilinçli Tasarım hakkında bilgi sahibi oldukları için değil, hayatın çok karmaşık olduğuna inanmalarından kaynaklanıyor bence" diyor.
Mustafa beyin müfredat konusundaki görüşlerine katıldığımı da belirtmeliyim. Evet, Evrim teorisi yanlışlanmış bir teori olarak görülebilir ama gerçekten de günümüz biyolojisinin temelidir. Bir anda kaldırıp atılamaz. Yapılması gereken, bu teorinin hatalı olduğu yönleri de öğrencilere göstermek ve bunların bir gerçek değil, teori olduğunu vurgulamak gerekir. Bilinçli tasarım teorisini de Evrim teorisine alternatif bir "bakış açısı (bilimsel teori değil)" olarak gösterilebilir.
Ayrıca evrimin oluşumu hakkında yanlızca bu iki teori ile de yetinilmemelidir. Eğer mevcut ise, -Mustafa beyin de vurguladığı gibi- dinsel ya da politik bağlantıları olmayan, farklı bilimsel teoriler öğretilebilir. Böylece öğrencilere kalıp bilgi vermek yerine "Hangisi doğru" araştırmasına doğru yönlendirilmiş olur.
Fakat Jane Eisner'ın da programın sonlarına doğru eklediği gibi, şu anki açıklamaları ile Bilinçli Tasarım bilimsel bir teori görünümünde değil. Yanlızca mantıksal yaklaşımlar ve çıkarımlar ile ilerliyor. Bu yüzden bilimsel bir teoriden çok felsefi bir teoriye benziyor. Bu, çıkarımlarının hatalı olduğu anlamına gelmiyor pek tabi. Ama "bilimsel" sıfatı bu teori için biraz ağır düşer bence.
Akıllı Tasarım'ın vardığı nokta "Evreni tasarlayan bilinçli bir tasarımcı vardır"dan daha öte değildir.
Yani "Evreni tasarlayan bilinçli bir tasarımcı vardır ve bu da Allah'tır, Tanrı'dır" gibi bir çıkarıma gidilmesi bilimin dışında kalır ve yoruma girer. Akıllı Tasarım'ın, bilimsel sınırlar içinde olduğu iddia ediliyor ise bu şekilde bir yorum yapılamaz.
Akıllı Tasarım'ın vardığı noktadan yola çıkarak "Evet bilinçli bir tasarımcı vardır fakat bu Allah değil, The Matrix adlı filmdekine benzer bir 'coder'dır" şeklinde de bir açıklama getirilebilir. Bu da bir yorumdur. Bir inançtır.
Sonuç olarak bilimsel çalışmalar bize delilleri gösterir. Delilleri mantıklı bir sıralamaya koyup yorumlar yapmamıza ön ayak olur. Bu delillerden yola çıkıp farklı yorumlara varmak doğaldır.
Darwin ve Akıllı Tasarım'ın yaptığı da budur. Her ikisinin de kullandığı deliller aynıdır. Fakat farklı yorumlar üretmişlerdir. Bu farklılık da delilleri farklı okumalarından kaynaklanmıştır.
Kişisel olarak bir "yorum"a gidecek olursam; Darwin'in "Tesadüfi Evren" açıklamasını mantıklı bulmadığımı belirtmeliyim. Bu kadar kompleks organizmaların tesadüfler ile oluşması, bir binayı oluşturan tüm maddelerin kamyonlarla boş bir arsaya dökülüp, "Şöyle güzel, konforlu bir bina oluşsun" diye beklemeye benzer.
Ne kadar uzun beklerseniz bekleyin, ne kadar farklı doğa olayları ile karşı karşıya olursanız olun, o malzemelerin bir binayı oluşturmasını ummak hayalden başka bir şey değildir.
Evet, Darwin o zaman için böyle bir hayali "Teori" olarak sunmuştur. Çünkü bir beklentisi vardır. "Teori"yi destekleyecek kısımların, yani evrim kronolojisinde eksik kalmış (bulunamamış) fosillerin ileriki yıllarda detaylı araştırmalarla bulunacağını ummuştur.
Fakat, uzun araştırmalara ve kazılara rağmen Darwin'in umduğu gibi herhangi bir ara forma, geçiş fosillerine rastlanmamıştır. Yani Darwin'in teorisinin doğru olduğunu iddia ettiği dayanağı çökmüştür.
Bugün hala Evrim teorisini çürüten delillere rastlıyor isek, edindiğimiz delilleri tekrar gözden geçirmemiz, yeni bir açıklama yapmamız gerektiği açık ve seçik ortadadır.
Bu, yeni delil birleştirimi ister Akıllı Tasarım ile olsun isterse bir başka teori sayesinde olsun, önemli nokta ürettiğimiz açıklamanın aksinin kanıtlanmamış olması ve "yanlışlanabilirlik ilkesi"ne uygun olmasıdır.
-------------------
Yorumlar
#1
Evrim teorisi yanlıştır derken neyi kastettiğinizi açıklarsanız sevinirim. Tarih içinde hiç bir canlı evrim geçirmemiştir mi demek istiyorsunuz? Eğer böyle demek istiyorsanız, misal, mikropların zaman içinde ilaçlara karşı dayanıklı hale gelmesini nasıl açıklıyorsunuz ya da çevre koşullarının değişmesiyle bu bölgedeki hayvanların ve bitkilerin genel özelliklerinin (renk, boy vb.) de zaman içinde değişmesini nasıl açıklıyorsunuz? Eğer evrim teorisi yanlıştır derken canlıların zaman içinde evrim geçirmeğini iddia ediyorsanız o zaman kalıtımın ve mutasyonların türlerin genel özellikleri üzerindeki etkisini nasıl açıklıyorsunuz?
Eğer evrim teorisi yanlıştır derken "bu evrende canlılar kimyasal süreçler sonucu kendi kendilerine ortaya çıkmamış ve bundan sonra evrimleşerek çeşitlenmemişlerdir" diye bir şey ima ediyorsanız, bu, daha önce de söylediğim gibi farklı bir konu. Canlıların tarihin geçmişteki uzak noktalarında nasıl ortaya çıktığıyla ilgili pek fazla bilgimiz yok. Ama daha yakın tarihte canlıların evrim teorisiyle uyumlu biçimde evrim geçirdiklerine dair kanıtlarımız var. Kambiryan patlamasını açıklayamıyor oluşumuz evrim teorisinin tarihin daha sonraki aşamalarında geçersiz olduğu anlamına gelmez. Sadece o dönemde olanları evrim teorisiyle açıklamak için yeterli verimiz olmadığını ve dolayısıyla da o dönemde evrim teorisinin öngördüğünden farklı şeyler olmuş olabileceği anlamına gelir. Ancak bunların hiç biri bizi canlılar zaman içinde evrim geçirmemişlerdir önermesine getirmez.
Öte taraftan, evrim teorisi her ne kadar Darwin'e dayansa da Darwin'den sonra çok geliştirilmiştir. Bu sebeple Darwin'den yaptığınız alıntının yanlışlandığını düşünmeniz tek başına evrim teorisini yanlışlamasına yetmeyecektir. Bu şöyle bir şey: Batlamyus zamanında gezegenlerin hareketlerine dair bir astronomi teorisi geliştirmiştir. Bu teori daha sonra defalarca değişmiştir. Şu andaki astronomi teorisi Batlamyus'unkinden tamamıyla farklıdır. Şimdi ben astronominin babası Batlamyus'tur diye düşünüp alıp onun teorisinin yanlış olduğunu gösterirsem bugünkü astronomi teorilerinin yanlış olduğunu göstermiş olmam. Aynı şekilde siz de Darwin'den yaptığınız tek bir alıntının yanlış olduğunu düşündüğünüz için bugünkü evrim teorisinin yanlış olduğunu söyleyemezsiniz. Bugünkü evrmci bilim adamlarının ne söylediğine bakmadan evrim teorisinin yanlış olduğunu söylemeniz mantıksal olarak imkansızdır.
Aslında bilim çok daha karmaşık bir şey. Örneğin, quantum teorisi Newton'un teorisiyle bazı noktalarda çelişmektedir. Biz bu durumda Newton teorisini bir kenara mı koymalıyız? Yoksa Newton teorisinin geçerli olduğu noktalarda onu kullanmaya devam mı etmeliyiz? Bilim adamları her iki teoriyi tutarlı bir biçimde bir araya getirene kadar her ikisini de kullanmaya devam edecekler. Newton teorisi parçacık düzeyinde geçerli değil diyip onu çöpe atmıyoruz. Aynı şekilde evrim teorisi Kambiryan patlamasını açıklayamıyor diyip onu çöpe atamayız, çünkü evrim teorisi başka bir çok şeyi açıklıyor. Bugün kanser araştırmalarında ve keza AIDS ile ilgili araştırmalarda biraz ilerleyebiliyorsak bunu evrim teorisine borçluyuz. Aynı şekilde nöroloji alanındaki gelişmelerin çoğu da evrim teorisinin açıklamalarına dayanıyor.
Lafı çok uzattım. Akıllı Tasarım iddiasının bilimsel olmadığı konusunda haklısınız. Ancak evrim teorisinin bilimsel olmadığı iddianız temelsiz. Sadece bir sanıya dayanıyor. Örneğin, evrimin tesadüflerle gerçekleştiğini düşünüyorsunuz, ancak bugün bunu savunan evrimci bilim adamı bulmak zor. Hatta Stuart Kauffman - At Home in the Universe: The Search for Laws of Self-Organization and Complexity adlı kitabında, karmaşık organizmaların tesadüf eseri değil biyokimya kanunların ve evrimsel mekanizmaların sonucu olarak ortaya çıktığını iddia ediyor. S. Kauffman'a göre, kimya ve biyoloji hakkındaki bilgilerimiz insanoğlunun bir tesadüf eseri değil, neredeyse bir zorunluluk sonucu ortaya çıktığını söylüyor. Aynı şekilde eğer Richard Dawkins'in kitaplarını okursanız bu tesadüf sanrısından kurtulursunuz.
Sevgiler,
--------------------------------------------------------------------------------
Yazan: N. Emrah Aydınonat(http://aydinonat.blogspot.com/) | 10/11/2005
#2
"Yanlış" değil "hatalı" kelimesini kullanmaya özen göstermiştim. "Hatalı" çıkarımını da hangi mantıksal yol ile bulduğumu yukarıda anlattığımı sanıyorum.
Darwin'den yaptığım alıntının yanlışlanmasının bugün desteklenen Evrim Teorisini etkilemediğini söylemişsiniz. Bu, günümüzün Evrim Teorisi'nin Darwin'in o alıntısındaki iddialarına katılmadığı anlamına mı geliyor? Peki günümüzün Evrim Teorisi neyi savunuyor? O alıntıdaki temel görüşü attığımızda geriye ne kalıyor?
Sanırım "Karmaşık organizmaların tesadüf eseri değil biyokimya kanunların ve evrimsel mekanizmaların sonucu olarak ortaya çıktığını iddia ediyor" cümlenizdekine benzer bir cevap vereceksiniz. Bu iddianın bilimsel yanı nedir peki? "Yorum"dan farkı nedir? Hangi bilimsel gerçekler bu iddiayı doğruluyor?
Akıllı Tasarım'ın "Bir tasarımcı vardır" çıkarımı nasıl bilimsel bir ispatı olmayan bir "yorum" ise yukarıdaki iddia da ispatlanamamış bir yorumdan başka bir şey değildir.
Adaptasyon ve Mutasyondan bahsetmişsiniz. Adaptasyonlar türü farklılaştırmaz. Adaptasyon sonucu canlı farklı bir tür kategorisine girmez. Çok basit yapıdaki bir canlının adaptasyonlarla organ olarak adlandırılan karmaşık mekanizmalara sahip olması olası değildir. Ve bildiğim kadarıyla tesbit edilen mutasyonlar arasında böyle bir sıçrama yaratan tipi görülmemiştir.
Mutasyon ise canlının genlerini deformasyona uğratan, canlıyı daha gelişmiş bir yapıya değil, eksiltili, aksak, uzun süreli bir yaşamı olmayan, tabiri caizse "bozuk" bir canlıya dönüştürür.
Saygılar.
-----------------------------------Yazan: Selim Yörük | 10/11/2005
-----------------------------------
Diğer konuları bir tarafa bırakalım. Orada koca bir bilim felsefesi literatürü var. Bilim nedir ne değildir ile ilgili sorulara girersek bu tartışmayı bitiremeyiz. Benim asıl merak ettiğim şey sizin canlıların tarih boyunca hiç evrim geçirip geçirmediği ile ilgili cevabınızdı. Sanırım yazdıklarınızdan sizin hiç bir canlının hiç bir zaman evrim geçirmemiş olduğunu söyledğinizi çıkarırsam bu yanlış/hatalı olmaz. O zaman tarih boyunca ortaya çıkan tüm tür değişikliklerini de akıllı bir tasarımcı tasarlamış olmalı. Ya da canlılar tüm çeşitliliği ile bir seferde akıllı bir tasrımcı tarafından tasarlanıp zamanla yavaş yavaş dünyaya bırakılmış olmalı. Çünkü eğer evrim hiç olmamışsa yakın geçmişteki tür geçişlerini ancak böyle açıklayabiliriz. Ama bu yaklaşımla yine de günümüzde bakterilerin ve örneğin sivri sineklerin antibiyotiklere ve ilaçlara karşı daha dayanıklı hale geldiğini açıklamakta güçlük çekeriz. Ha tabii diyebiliriz ki akıllı tasarımcı onları böyle yaratmış. Bu da bir yaklaşım. Ama bence pek bilimsel değil.
Her neyse, gerçekten böyle bir görüşe sahipseniz aşağıda verdiğim linklere bir gözatın.
evrim hakkındaki bilimsel kanıtlar
Wikipedia'da evrim
atın evrimi ile ilgili şema
Umarım bunlar evrimle ilgili soru işaretlerinizle ilgili soru işaretleri kazanmanıza yardım eder. Ne de olsa bilimin başlangıç noktası soru işaretleridir.
Sevgiler,
-----------------------------------
Yazan: N. Emrah Aydınonat 10/11/2005
-----------------------------------
Evrim Teorisi ile ilgili bilgiye sahip olmama rağmen ilettiğiniz linklerdeki makaleleri okudum. Belkide bilmediğim birkaç yeni nokta daha açıklanmıştır diye düşünerek.
Okuduklarım daha ziyade "kabul edilen" bir olgunun görsel benzerliklerle açıklanmaya çalışılmasına benziyordu.
Türlerde, doğaya uyum sağlamaya yönelik küçük değişiklerin olduğu açık. Ve bunlara adaptasyon diyoruz ama daha önce de belirttiğim gibi, bir "soy ağacı" çizebilecek kadar büyük ölçeklere geçilip, genelleştirilebilmesi, destekleyen geçiş fosilleri yıllardır bulunamamasına rağmen, köstek olacağı bilinen kambiryan patlamasının ipuçları saklanıp, bilinmeyen boşlukların rahatlıkla "İşte tam bu arada evrim yaşanmıştır" şeklinde açıklanması bana garip geliyor. Bu kadar büyük bir "yuvarlama" nasıl yapılabilir. Bilim virgülden sonraki sayıları görmeyip, oldukça büyük bir yuvarlama ile bunu "sonuç" olarak kabul edebilir mi?
Evet, bu soy ağacı öyle dizilmiş ki, dışarıdan bakıldığında "Hmm... Evet bu türün atası şu tür olmalı" dedirtiyor. Yapısal, genetik benzerlikler de eklenince teori inandırıcılığını katlıyor. Fakat, bence bu, ortalığa dağılmış, büyüklü küçüklü, farklı renklerdeki oyuncakların önce renklerine göre, daha sonra da küçükten büyüğe sıralanmasına benziyor.
Misal ben oyuncaklarımla öyle güzel bir "soy ağacı" düzenledim ki;
• Uzaktan kumandalı kırmızı arabanın, sakızdan çıkan küçük kırmızı maket arabanın zaman içinde bilmediğim çeşitli etkenlerle farklılaşmasından oluştuğunu,
• Yeşil kumaş parçasının da, belli bir bilinç olmadan, rastgele meydana gelmiş, çeşitli kimyasal tepkimelerin ardından, uyurken ayağa kaldırdığınızda ağlayan, yeşil kıyafetli bir bebeğe dönüştüğünü iddia edebilirim.
Ve bana "Bunu nasıl ispatlarsın?" dediklerinde, benzerlikleri sıralarım;
• Ikisi de kırmızı, ikisi de plastikten yapılmış, ikisinin de tekerlekleri var. Ikisi de oyuncak...
• Ikisi de yeşil, ikisi de pamuktan yapılmış, ikisi de yumuşak...
Benim Oyuncak Teorimi bilimsel yollarla yanlışlayabilir misiniz? Belki de doğa sizin bilmediğiniz öyle etkiler yaptı ki küçük kırmızı maket araba uzun yıllar sonra büyüdü ve uzaktan kumandalı bir araba oldu. Kim buna "Hayır olmadı! Ben doğanın yuapabileceği tüm etkileri biliyorum. Onu o şekilde uzaktan kumandalı bir araca çevirebilecek bir etki olamaz. Olmadı" diyebilir.
Kısacası, eğer benim Oyuncak Teorim doğru ise, bilimsel ise severek kabul ediyorum ki Evrim Teorisi de doğrudur, bilimseldir.
Ayrıca şunu bir not olarak düşeyim. Ben türlerin bilinçli bir tasarım ürünü olduğunu düşünüyorum. Ama bu düşüncemi teori kategorisine değil, yorum kategorisine koyuyorum. "Böyle olması gerekir"in sonucunda teoriye değil yoruma varmış olduğumu belirteyim tekrardan. Çünkü boşlukları bilmiyorum daha... Eğer bu tasarımcı fiziksel bir varlık ise umarım bir gün bilimsel yollarla açıklanabilir, ispat edilebilir. Yok metafiziksel bir varlıksa üzgünüm hiçbir zaman bilimsel yollarla varlığını ispatlanamayacak. Çünkü bizim bilimimiz fiziksel olgularla ilişkilidir. Fiziksel olguları kullanarak ispatlar yaparız. Metafiziksel bir olgunun bu yolla ispatı yapılamaz.
-----------------------------------
Yazan: Selim Yörük | 10/12/2005
-----------------------------------
Sayın Selim Yörük'ün son yazısı çok dikkat çekici ve mantıklı olmuş.
Fakat kendisi üstün körü "-ID bilimsel değildir" diye yargıda bulunulmamalı diye düşünüyorum. Çünkü bu sözler medya propagandasının etkisinde kalındığını gösteriyor. Açıkçası kimse samimi şekilde ID'i incelemiyor, oysa büyük bir deryadır ID. Derli toplu olduğu söylenemesede çıkarımları doğrudur.
Darwinizm ne kadar bilimselse, ID'te o kadar bilimseldir. Birine bilimsel deyip öbürüne tukaka çekmek olmaz.
Bir kere, iki teoride metodolojik bakımdan denktir, aralarında metodolojik bir denklik vardır. ID bilimsel değilse, aynı yöntemi kullanan Darwinizm, tarih, arkeoloji, paleontoloji gibi bilimlerde bilimsel değildir.
İşin özü Karl Popper'ın dediği gibi evrim metafiziksel savların bulunduğu yarı bilimsel sayılabilecek bir teoridir. Çünkü yanlışlanamyan önermelere sahiptir.
Daha önce sayın Aydınonat'a verdiğim cevabı sayın Yörük'ün dikkatine sunuyorum.
-----
"belli bir biyokimyasal sürecin Darwinci bir süreçle oluştuğu iddiası nasıl yanlışlanabilir"
(O bu sorudan ilk canlı oluşumunun söz konusu olduğunu düşünmüştü)
Darwinizm yanlışlanmaya oldukça kapalı bir teoridir, ama felsefi nedenlerden ötürü bu gündeme getirilmez.
Biyokimyasal bir sisteme, (farzedelim ki bakterilerin sıvılarda hareket etmesine yarayan kamçılarına ilişkin ) "iki görüşün" temel savları incelendiğinde anlayabiliriz.
ID savı : zeka içermeyen bir sürecin bu sistemi üretemeyeceğidir.
Darwinizm savı : zeka içermeyen (kör) bir sürecin bu sistemi üretebileceğidir. (buraya dikkat edin lütfen).
ID'ın savını yanlışlamak için en azından zeka içermeyen (kör) bir sürecin sistemi üretebildiğini göstermek yeterde artar.
Fakat Darwinizmin savını yanlışlamak için, sistemin potansiyel olarak sonsuz sayıdaki zeka içermeyen (kör) olası süreçlerden herhangi biriyle oluşamayacağını göstermek gerekir ki, bunu yapmak imkansızdır.
------
ID'in bilimsel olmadığını söylüyorsunuz sayın Yörük.
Bu iddianızı ise tasarlayıcının sınanamayacağına bağlıyorsunuz. Oysa ID tümevarımdan giderek fiziksel kanıtlar sunar.
Size soruyorum, fiziksel olarak incelediğiniz bir organın veya canlının kesin kes (buraya dikkat ediniz) oluşamayacağı gösterildiğinde bu bilim dışı bir iddia mı olur? (dikkat edin, önce fail varsayılmıyor).
Darwinistler, zeki tasarımı çürütme maksatlı bilimsel savlar ileri sürdüler.
Her iki durum aynı anda geçerli olamaz biliyorsunuz, bir kimse hem zeki tasarımın yanlışlanamaz yada test edilemez olduğunu hemde onun aleyhinde bilimsel kanıtlar olduğunu söyleyemez. (Behe'ye bilimsel cevap verenlerin makalelerinin ve kitaplarının sayısı belli değildir !)
O, ya yanlışlanamaz ve deneylerden bertaraftır, yada gözlemler temelinde eleştirilir ve dolayısıyla test edilebilir özelliğe sahiptir. Eleştiriler inceleme yapanların zeki tasarıma karşı savlar (bilimsel olsun yada olmasın) geliştirmesi gerçeği zeki tasarımın yanlışlanabilir olduğunu göstermektedir. Üstelik zeki tasarım, Miller ve Dolittle gibi fanatiklerin belirttikleri doğrudan laboratuvar deneyleriyle yanlışlanmaya ve test edilmeye son derece açıktır.
ID savı, bir nesnenin tasarlanmış olduğu sonucuna nasıl varıldığının açıklanması ile birlikte, bütünüyle fiziksel kanıta dayalıdır ve ampiriktir. Nesnenin veya olayın bileşenlerine bakılıyor ve durum saptanıyor. Tamamen ampirik. Melek kanadı sayılmıyor dikkat ediniz.
Bir ID savı:
"Temel bir fonksiyona katkıda bulunan, oldukça uyumlu, etkileşim içinde bulunan parçalardan oluşmuş ve herhangi bir parçasının çıkarılması durumunda sistemin fonksiyonunun fiilen sona erdiği sistemdir" (ID)
Bu tamamen sınanabilecek bir önermedir.
İndirgenemez ölçüde kompleks sistemler, kanın pıhtılaşması, evrilmiş operonlar vs. bu savlar hep fiziksel kanıta dayalıdır ve tasarım karşıtlarınca ampirik olarak can siperane çürütülmeye çalışılmaktadır. !
Ayrıca Darwin'in dediği sözü hatırlayalım (evrim teorisinin temelidir bu, neo-darwinizm de bu temel üzerine yükselir, mutasyonlar doğal seleksiyonla birlikte tedrici süreci açıklayıcı rol üstlenirler) ::"- eğer çok sayıda peş peşe küçük değişimlerle muhtemelen oluşmamış herhangi bir karmaşık organın varlığı kanıtlanırsa, benim teorim kesinlikle geçersizleşir."
Tasarımcılarda işte Darwinizmin bu ölçütüne göre hareket ediyorlar, yani onları bunu yapmaya iten sebep teorinin kendi kurucusu.
Buraya kadar ID'in bilimsel önermelerini gördük, sizin iddia ettiğiniz yere gelelim :
ID'çiler tasarlayıcı söz konusu olduğunda yanlışlanamayacağını bilirler, bunu onlarda kabul eder, yani tasarlayıcı gerçektende yanlışlanamaz (ya da test edilemez). Ancak onların derdi tasarlayıcının sınanması değildir zaten.
Canlılığın oluş sebebi olarak varsayılan ilk oluşumda aynı geçerliliğe sahiptir.
Yani ne test edilebilir, ne sınanabilir. Kimse RNA veya DNA'nın 1 milyar yıl boyunca nasıl çırpındığını görmedi, gözleyemedi. Sadece bilimsel olmayan bir ilkeye dayanarak kayıtsız şartsız iman edilir bu olguya. Ampirik hiç bir yanı yoktur.
ID'de önemli olan tasarlanan şeylere bakılıp bunların "-doğal mı yoksa failsel etkenlerle mi" olduğunu fiziksel kanıtlara dayanarak açıklamak.
Yani tasarımı tanırken yapılan şeyler fiziksel kanıta dayalıdır, ve esasen Darwin, kendi teorisinin ancak bu yolla çürütüleceğinin altını koyu kalemle çizmiştir.
ID'çiler ampirik ve yanlışlanabilir olan (yukarıda da yazdığım) bu Darwinien teze yüklenirler. Tasarlayıcı tezi ise ampirik bulgulardan elde edilen mantıksal ve felsefi sonuçtur sadece. Olay bundan ibaret
Deney yapan bir insana, mesela kaya türlerini inceleyen bir jeoloğa veya bir bir proteinin stoplazmaya nasıl bağlandığını araştıran bir hücre biyoloğuna onu Tanrı yarattı demek bağlamsal açıdan doğru değildir, bu ne ilahi ne de beşeri eylem yasa olarak nitelendirilemez,
Tanrı'ın bir durumda ayrı, özel ve belkide kolay farkına varılabilir bir eylemde bulunmasını, ortaçağdaki hristiyan teologlar Tanrı'nın iki ayrı tasarrufunun bulunduğunu ortaya koyarak bu ikililiğe bir adlandırma koymuşlardır.
Potentia Absolute ve Potentia Ordinata. Yani birisi bildiğimiz klasik fizik yasaları, diğeri ise olağanüstü olaylar, mucizeler, DNA, göz yapısı, indergenemez komplekslikteki dizaynlar,
Şimdi başa dönecek olursak bilimle uğraşan birisine "-onu tanrı yarattı" demek, bilimin ilkelerine ters olduğu kadar bağlama ilişkin sağduyulu düşünceye de tersdir, onlar burada araştırmanın kendisine engel teşkil edeceği için bu bir sorumsuzluk örneği olarak karşımıza çıkar.
Fakat nedensel bir tarih yeniden kurulurken (doğada belirli bir özelliğin yada evrenin kendisinin), bunun nasıl meydana geldiğine dair sorulara cevap aranırken faile gönderme yapılır.(Penrose & Hawking ve daha bir çok fizikçi bunu sıklıkla yapar)
Doğadaki özelliklerin yada olayların kökenin açıklamada faillerin eylemine sürekli başvurulmaktadır, söz gelimi arkeoloji, tarih, adli tıp vesaire belirli olayların ortaya çıkışını açıklamak için insan faillerin geçmişte yaptıkları etkinlikleri öne sürerler.
Tarihsel bilimlerin bu tür çeşitli alanları, zeki faillerin geçmiş nedensel etkinliği ortaya çıkarmak için açık bir öncülü öne sürerler. Mesela mağara resimlerinin rüzgar ve toprak kayması gibi nedenlerden ortaya çıktığını değilde bunun bir insan tarafından yapıldığını öne süren bir arkeoloğa bilimsel metodu ihlal ettiğini söylemek saçma bir şeydir.
Failsel geçmiş olayı öne sürmenin niçin tarihsel bilimlerde geçerli oalbilieceğinin daha esaslı bir açıklaması vardır:
Tarihsel açıklamalar öncül nedensel olayların öne sürülmesini gerektirir, onlar yasa çıkarsamaz, bu nedenle bir köken senaryosunun yada açıklamasının bir parçası olarak geçmiş faaliyeti sunmak bağlamsal açıdan uygundur.
-----------------------------------
Yazan: Freeze | 10/15/2005
-----------------------------------
Quantum fiziği ile ilgilenenler bileceklerdir; Newton fiziğinde öne sürüldüğü gibi "Hiçbir şey yoktan var vardan yok olamaz" savı bugün geçerliliğini yitirmiştir.
Atom altı parçacıkları üzerinde yapılan deneyler göstermiştir ki, "denge" bu parçacıkların sonsuz bir devinim içerisinde "yoktan var vardan yok" olması ile sağlanabiliyor. Şu an fizikde bilimsel anlamda ulaştığımız nokta ışık hızı ile sınırlıdır. Yani ışık hızının aşıldığı bir ortamda bizim kabul ettiğimiz neden ve sonuçlar geçersiz hale geliyor.
Şu an yapılan tüm deneyler ışık hızının geçilemediği bir ortamda yapıldığı için genel olarak herhangi bir konuda "Gerçek şudur" ya da "Tasarımcı vardır" gibi bir çıkarım bilimsel değildir. Ancak "Elimizde olan ipuçları, kanıtlar bir tasarımcının olduğuna işaret ediyor" denebilir. Bu "Tasarım vardır" ile aynı kapıya çıkıyor gibi gözükse de, bilimsel açıdan arasında çok büyük bir fark vardır.
Sayın "Freeze", "Evrim Teorisinin yanlışlanması ile Akıllı Tasarım kanıtlanmış olmaz" görüşüme katılmadığını ve önümüzde yanlızca iki seçeneğin olduğundan bahsetmiş; "Ya bir tasarımcı mevcut ya da canlılık kendiliğinden oluştu".
Benim katılmadığım nokta bu seçeneklerin sayısındaki kısıtlamadır. Bu iki yoldan başka bir durumun kesinlikle varolamayacağının üzerine basıla basıla belirtilmesidir. Yukarıda Quantum fiziğinden bahsetmemin nedeni de budur. Quant fiziğinin bize yaşattığı deneyimler sonucunda "kesinlik" anlamına gelen bir çıkarımın yapılamayacağını biliyoruz. Bu nedenle "Iki yol vardır. Biri yanlış yol ise diğeri doğrudur" savı yanlızca "iki yol" olduğundan emin olduğumuz bir durumda geçerlidir. Fakat bu tartışmada sadece iki yol olduğunu kesin bir kararlılıkla bilmiyoruz.
Eğer Akıllı Tasarım "Deliller bize bir tasarımcının olabileceğini gösteriyor" derse, bilimsel olacaktır. Sayın "Freeze"in "Kesin vardır" iddiası bilimsel değildir. Vurgulamak istediğim nokta budur.
Fakat şunu da kabul etmek gerekir ki, Akıllı Tasarım Teorisi Evrim Teorisi'ne oranla bilimselliğe daha yakındır. Sayın "Freeze"in de açıkladığı gibi Akıllı Tasarım yanlışlanabilmekte fakat Evrim Teorisi yanlışlanamamaktadır. Bunu "Oyuncak Teorisi" ile de vurgulamaya çalışmıştım.
Saygılar.
-----------------------------------
Yazan: Selim Yörük | 10/15/2005
#7
-----------------------------------
Hayatın başlangıcı ile ilgili evrim teorisine dayanan açıklama ile hayatın başlangıcı ile ilgili olarak akıllı tasarımı öne süren açıklamanın her ikisi de şu andaki bilgi seviyemizle ne doğrulanabilir / kanıtlanabilir ne de yanlışlanabilir.
Ne var ki, evrim teorisinin canlılar evrim geçirmiştir önermesi yanlışlanabilir bir önermedir. Canlıların tarihin hiç bir döneminde evrim geçirmediğini gösterebilirseniz bu önerme yanlışlanır. Ayrıca canlıların evrim geçirdiğine ilişkin önerme ilke olarak deneyle test edilebilir bir önermedir. Köpek türlerinin insan müdahalesi ile birbirinden çok farklılaşmış olması bunun bir örneğidir. İnsan burada doğal seçimin görevini üstlenmiş bir anlamda canlıların evrim geçirip geçirmediği önermesini test etmiştir.
Bu anlamda evrim teorisi (sizin oyuncak araba teorinizde olduğu gibi) sadece taksonomi / sınıflandırma ile sınırlandırılamaz. Bugün bitkiler üzerinde yapılabilen tüm oynamalar evrimin mekanizmalarının işlediğini açıkça göstermektedir.
Maalesef ısrarla biririnden ayrılması gereken iki meseleyi birbirine karıştırmaya devam ediyorsunuz. Tekrarlıyorum, hayatın başlangıcı ile ilgili önermeler bilgi eksikliğimiz nedeniyle bilimsellikten uzaktır. Ancak mantıklı spekülasyonlar olarak düşünülmelidir. Ancak canlıların evrim geçirip geçirmediği ile ilgili önermeler test edilebilir ve bu sebeple bilimseldir.
"Eğer nasıl ortaya çıktığını açıklayamıyorsak muhakkak birisi tasarlamış olmalı" şeklindeki önerme tamamıyle günük hayattaki akıl yürütmemize dayanan bir yanılsamadan ibarettir. Biraz ağ teorisi (network theory) okuyan birisi görecektir ki çeşitli karmaşık yapıların sanki birisi tasarlamış gibi gözüken özelliklerinin kendi kendine ortaya çıktığı gösterilebilir. Çeşitli kimyasal networklerin özellikleri, fraktalların oluşumu, kristal yapılar o kadar grift, güzel ve karmaşık özellikler sergilerler ki ilk aklımıza gelen şey onların bir şekilde tasarlandığıdır. Ancak biraz deney ve gözlemle bu yapıların o networkteki maddelerin çeşiti özellikleri ve networkteki bağlantıların sayılarının yarattığı basit ilişkiler sonucu kimse tasarlamadan kendi kendine oluştuğunu görebiliriz. Burada şunu demek istiyorum: Eğer nasıl olduğunu anlayamıyorsak muhakkak biri yapmıştır şeklindeki önerme tek başına bilimsel bir önerme değildir. Eğer biri yaptıysa nasıl ve ne zaman yaptığını, hangi maddeleri kullandığını, ne amaçla yaptığını, yaparken niye öyle yaptığını da verilere dayanarak açıklamak gerekecektir.
Kim bu akıllı tasarımcı? Nerede yaşıyor? Neden dünya üzerinde bir canlı hayat yaratmış? Amacı neymiş? Ne zaman ve ne şekilde tasarlamış? vb. gibi sorulara bilgi ve bulgulara dayanarak cevap veren bir akıllı tasarım teorisi varsa ben muhtemelen bilmiyorum. Ama bu sorulara bilimsel bir zeminde yanıt verecek biri yoksa akıllı tasarım argümanının mantığa dayalı bir spekülasyon olduğunu söylerim. Tıpkı evrende hayatın kendi kendine ortaya çıktığını iddia eden ve evrim teorisine dayanan açıklamaların da mantığa dayalı spekülasyonlar olduğunu söylediğim gibi.
Canlılar evrim geçirmiş ve zaman içinde farklılaşmışlar önermesi bu yukarıdaki meseleden tamamıyle bağımsızdır ve yanlışlanabilir bir önermedir.
Bilimin temel amacı dünyayı ve evreni anlamak yapı taşlarını bulmak birbirleriyle nasıl ilişkiler içinde olduklarını göstermektir. Eğer çeşitli ön yargılarla evrim teorisi yanlıştır deyip onu bir kenara koyarsak canlı varlıklar hakkındaki bir çok bilgimizi de bir kenara koymak zorunda kalırız. Zaten evrimci biyologlar kendi teorilerini hergün defalarca sınıyor ve eksik noktaları hakkında ölesiye tartışıyorlar. Bu bile tek başına evrim teorisinin bilimselliğinin bir kanıtı sayılabilir. Akıllı tasarımı evrim teorisinin karşısına koyup biri yanlıştır öbürü doğrudur diye işin içinden çıkmak işin kolay yoludur. Sizin yaklaşımınızı kullanarak her bilimsel teorinin yanlış olduğunu söyleyebiliriz. Misal, Newton'un teorisi Einstein'ın teorisyle çelişmektedir. O zaman birini bir köşeye koymalıyız. Newton'un teorisi (kısmen de olsa) yanlışlanmış olduğuna göre onu eğitim programından çıkarmalıyız! Ama böyle yapmıyoruz. Çünkü Newton teorisi hala eksiklerine rağmen dünya hakkında bilgi edinmemize yardım ediyor. Bilim tarihinin de gösterdiği gibi hiç bir teorinin %100 doğru olduğu gösterilemez. Ama sırf bu yüzden bilimi bir kenara koyamayız. Daha doğrusu eğer dünyayı ve evreni biraz olsun anlamak istiyorsak bu çabadan vazgeçmemeliyiz. Bilim hergün yeni bulgularla ve yeni teorilerle dünya hakkında bildiklerimizi en tutarlı şekilde sunmaya çalışıyor. Eksikleri bulmak da bilimin işi.
Akıllı tasarım argümanı maalesef dünyayı anlamamızda bize hiç yardım etmiyor. Canlılar akıllı bir tasarımcı tarafından tasarlanmıştır önermesini kabul etsek bile ben bir bilim adamı olarak bu tasarımcının tasarım ilkelerini öğrenmek ve gerekirse anlayabildiğim ölçüde yinelemek isterim. Bu da bizi "akıllı tasarımcı"ların tabularından birine götürür. Genetik mühendisliği eğer sıfırdan bir canlı yaratmayı başarırsa (ki bu olabilir) o zaman bilim adamları bir tür akıllı tasarımcı halini alacak. Bu yolda ilerleyen bilim adamlarının üzerinde durduğu bilgi alanı ise evrimci biyoloji. Bana öyle geliyor ki akıllı tasarımcılar evrimci biyolojinin daha fazla ilerlemesini istemiyorlar. Sayın Selim Yörük'ün de (sanıyorum) kabul edeceği gibi belki akıllı tasarımcımız da zamanında bir başka galakside genetik doktorası yapmış biriydi. Belki de dünya üzerindeki hayat onun doktora tezidir!
Bunca laf ettikten sonra biraz saçma olacak ama şunu da söylemek lazım: bizim buradaki tartışmamızın kendisi bilimsel değil. Ne sayın Selim Yörük ne diğer yorumcular ne de ben burada bu konuyu ayrıntılı bir şekilde tartışabiliriz, çünkü üzerinde konuşulması gereken çok fazla ayrıntı var. Benim ilk yazımda işaret etmek istediğim şey yukarıda bahsettiğim iki tür önermenin birbirinden ayrı ele alınmasıydı.
Herkes bir akıllı tasarımcı olduğuna inanıp inanmamakta serbest. Bu biraz da inanç meselesi. Ben de zaten akıllı tasarımcı yoktur demiyorum. Ancak akıllı tasarımcıya inanmamız evrim teorisinin yanlış olduğuna kanaat getirmemizi gerektirmez. Ya da eğer illaki böyle bir kanaat geliştireceksek, evrim teorisini biyolojiden çıkarınca onun boşluğunu doldurabilecek bir başka teoriyi anlamlı bir biçimde sunabilmemiz gerekir. Benim gördüğüm kadarıyla akıllı tasarımcılar henüz böyle bir teoriye sahip değiller. Evrim teorisinin alternatifi akıllı tasarım olamaz. Çünkü evrim teorisi temelde hayatın başlangıcı ile ilgili değil, canlıların yapıtaşları ile ilgili bir teori. Evrim teorisinin sadece canlı hayatın ortaya çıkışı ile ilgili bir teori olduğunu sananlar maalesef yanılıyorlar.
[Zaman darlığı nedeniyle alelacele yaptığım bu yorumda sürç-i lisan ettiysem affola]
Sevgiler,
-----------------------------------
Yazan: N. Emrah Aydınonat 10/16/2005 - At 17/10/05 13:51 caxari said...
-
Sayın Aydınonat
"Maalesef ısrarla biririnden ayrılması gereken iki meseleyi birbirine karıştırmaya devam ediyorsunuz. Tekrarlıyorum, hayatın başlangıcı ile ilgili önermeler bilgi eksikliğimiz nedeniyle bilimsellikten uzaktır. Ancak mantıklı spekülasyonlar olarak düşünülmelidir. Ancak canlıların evrim geçirip geçirmediği ile ilgili önermeler test edilebilir ve bu sebeple bilimseldir." (AYDINONAT)
Verdiğim örneği sanırım hala anlamamışsınız, ben canlılığın başlangıcından bahsetmiyorum dikkat edin, bakterinin kamçısından, yani yaklaşık 35-40 yıldır test edilen bir yaratıktan bahsediyorum.
Bunun yaşamın başlangıcını açıklamakla ilgisi yok. Tamamiyle doğal seleksiyonu ilgilendiren ve başlangıç anının birşekilde oluştuğu kabulünden yola çıkılarak verilmiş bir örnektir o.
Siz ise olayı tersinden anlayıp ona göre akıl yürütüyorsunuz. ID'in bilimsel önermelere sahip olduğunu kabul etmemeniz akli nedenlere değilde duygusal nedenlere dayanıyor gördüğüm kadarıyla. Yada bilimsel yöntemleri yeterince incelememişsiniz.
Tam tersine iddia ettiğiniz yere gelelim, canıların mutasyonlarla "morfolojik" evrim geçirdiğini gösteren bir kanıt veya deney yoktur. Bana bir örnek getirin ikna olmaya hazırım.
Mutasyonların canlılar üzerinde oluşturduğu morfolojik değişimlerin gözlemlenmesi mümkün değildir. Örneğin bir balığın mutsayonlar sonucu zamanla sudan çıkıp karada ayaklanması gibi. Bu sadece böyle kabul edilir, doğrulanmış bsir hipotez değildir. Ve yanlışlanamaz test edilemez bir önermedir. Buna benzer örnekler verilebilir.
ID'in yanlışlanamayan tek olgusu ise tasarlayıcı unsurun kendisidir. Bununda neden gereksiz olduğunu yukarıda izah etmeye çalıştım. Nesne veya olayın failsel bir sebebi olması, o nesne veya olay hakkında bilimsel araştırma yapılamayacağını göstermez. Bu akıl dışı bir iddiadır.
Karl Popper, evrim teorisinin yanlışlanamayan önermelere sahip olan metafizik bir sav olduğunu söyler. Kendiside bir evrimci olmasına rağmen ! Bilimin sınır ölçütü nerede başlar nerede sonlanır, kesin midir, bunu iyi anlamalıyız.
En azından kabul etmeniz gereken şey şudur : bu iki savda metodolojik denkliğe sahiptir.
Yani ikiside yarı-bilimsel birer teoridir. Birine ayrı muamele çekmek akli değil, tamamen psikolojik bir tutumdur. Felsefi bir istektir.
Yazılarınızda tasarlayıcı unsuru kabul edebileceğinizi söylemeniz sizin dogmatik olmadığınızı gösteriyor:)
ID sanılanın aksine tedrici gelişimi dışlamaz, fakat yaratılışçı görüşler kambriyen ve fosil kayıtlarının desteğyle tedrici sürecin darbe yediğini öne sürebilirler.
Bu düşüncelerinde yanıldıklarını gösteren bir delil ortaya konmadığı sürece (ki hala konamadı) onların düşünceleri Darwinizm düşüncesi baz alındığında Darwinizme zora sokar.
saygılar - At 17/10/05 14:02 caxari said...
-
ıÜü"Evrim teorisinin alternatifi akıllı tasarım olamaz. Çünkü evrim teorisi temelde hayatın başlangıcı ile ilgili değil, canlıların yapıtaşları ile ilgili bir teori. Evrim teorisinin sadece canlı hayatın ortaya çıkışı ile ilgili bir teori olduğunu sananlar maalesef yanılıyorlar" (AYDINONAT)
Tasarım, hangi bağlamda evrim teorisinin alternatifi olamaz ama? Bunu belirtmemişsiniz. Darwinistler (aslında batıda bu karıştırılmaz, TC'de biyoloji profesörleri bile bunu birbirine karıştırır) varllık ve oluş nedenlerini nedense hep birbirine karıştırırlar. Sayın Aydınonat'ın da karıştırdığı gözden kaçmıyor :)
Canlının "ilk oluşumu" söz konusu olduğunda (materyalist) bilimadamları "kanıt üstü" bir ilkeye göre hareket ederler, bu ilke natüralizmdir.
NATÜRALİST İLKE :
natüralist ilkenin
"-yaşam kendi kendine oluşmuş olmalı"
varsayımının hiç bir bilimsel değeri yoktur. Sadece kanıtlanması mümkün olmayan felsefi bir iddiadır.
Olması gereken default tavra ancak,
"-yeryüzünde yaşamın oluşmasına gerçekte ne sebep oldu? "
sorusunu sorarak ulaşırız.
Yani her iki görüşe de açık kapı bırakarak. Kim nereden biliyor zeki birı etkenin bu işi yapmadığını?
Kimse gidip test edemeyeceğine göre iki varsayımın (tasarım ve kör süreç) metodolojik ve felsefi değeri eşittir. Daha açık ifadeyle test edilip yanlışlanamayacak olgular bilimdışıdır.
Darwinistler bu durumda
"-şu bilim adamı şöyle dedi, bilim otoriteleri böyle düşünüyor, sizin dediğiniz yanlış"
gibi bir ifade kullansa dahi bu ifadeleri hiç bir kanıt veya doğrulanma içermez, bilim formalizmi açısından zerre kadar değeri yoktur. Söylenenler felsefi bir çıkarımdan öte geçemez.
NATÜRALİST İLKE HAKKINDA:
Varlık sebebi:
Fakat olay ve nesnelerin "varlık sebebini" araştırırken natüralist ilkeye bağlı kalmak bağlamsal açıdan uygundur. Çünkü varlığımızın sebeplerini araştırırken her şeye Tanrı yaptı dersek bu bilimsel düşünüşe ve sağduyuya ters gelir. Varlık sebebimize örnek verecek olursak, yiyecekler ve barınaklarımız varlık sebeplerimizdir. Varlığımızı onlarla idame ettiririz.
Oluş sebebi:
Annemiz ise bizim "oluş nedenimizdir". Biz onun sayesinde "oluştuktan" sonra varolmaya devam etmek için onun varlığına gereksinim duymayız. Artık oluştuktan sonra bağımsız bir varlık oluruz. Bir bakıcıda pekala annemiz öldükten sonra bizi yaşatabilir.
Bu bakımdan varlık ve oluş sebepleri iyi anlaşılmalıdır.
İşte bu "canlının oluş sebebini" açıklamaya kalktığımızda kendimizi çözülmesi imkansız bir noktada buluruz. Kimse ilk dönemlerde ki protein, RNA ve DNA oluşumunu göremedi ve göremeyecek. Bilim adamlarının ortak görüşüne göre bu devasa moleküller milyar yıl boyunca çırpındı ve bilgi biriktirdi (bu hayali bir varsayımdır, sadece öyle olduğuna iman edilir).
Oluş sebebi bakımından ID, Darwinizm'e alternatiftir, canlılığın varlık sebebi konusunda ise ID evrimle paralel düşünür zaten, ortada bir kavga yoktur. Sayın Aydınonat'ın yerini alamaz demek ise geçersiz bir çıkarımdır. - At 19/12/05 23:49 Da Vinci said...
-
Sayın Aydınonat,
Akıllı Tasarım hareketini ve savundukları düşünceleri çok güzel bir şekilde açıklamışsınız. Tebrikler.
Akıllı Tasarım bence de bilimsel bir tez değil. Bence Darwin'in "adım adım küçük gelişmelerle gelişme" düşüncesine karşı bir tez olarak ortaya çıkan birşey. Ama buna karşı çıkarken hep bilinmeyen şeyleri temel alıyor. Canlılardaki bazı yapıları seçerek "bunlar çok karmaşıktır, ufak ufak gelişmelerle oluşmuş olamaz" diyor ve bu konudaki bilinmeyenlerden faydalanıyor. Nasıl evrimleştiği bilinmeyen şeyleri alıyorlar ve "bu evrimleşmiş olamaz, bir kerede aniden ortaya çıkmış olmalı" diyor ve sonuç olarak da yaratılışçıların "tanrı tarafından yaratıldı" sonucuna varması gibi "akıllı bir tasarımcı tarafından tasarlandı" sonucuna varıyor. Bilimdeki bazı henüz bilinmeyen şeyleri temel alan ve evrime karşı tez olmaktan öteye gitmeyen, özgün olarak pozitif bir tez ileri sürmeyen (sadece negatif bir tezdir akıllı tasarım) bir tezin bilimsel olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Ortada kanıt yokken sadce bilinmeyenlere dayanarak bazı yapıların aniden oluşmuş olması gerektiği tezini ileri süren bir görüş asla bilimsel olamaz.
Bu arada sizi blog siteme davet etmek isterim.
Saygılar
Da Vinci - At 31/7/06 23:56 Cem said...
-
Yazımından yaklaşık bir yıl sonra okuduğum bu güzel yazı ve altındaki netten yapılacak birkaç saatlik araştırmayla bile neden yanlış oldukları anlaşılabilecek akıllı tasarım destekçisi görüşler hakkında en azından birkaç link vermek istedim, en azından konuyu gerçekten öğrenmek isteyenler ciddi ve de detaylı yazılmış, derya gibi bir kaynağa buradan kolayca ulaşabilsinler, yanlış olduğu ortada olan savların etkisi altında kalmasınlar: http://www.talkorigins.org ve hatta http://www.talkorigins.org/origins/outline.html
Mesela kendi adamınız Popper gol diyor şeklindeki ipse dixit'in karşılığı hemen şurda: http://www.talkorigins.org/indexcc/CA/CA211_1.html
Abiyogenezin imkansız olduğu iddiasından, evrimin aslında yanlışlanamaz olduğu iddiasına, indirgenemez karmaşıklıklar olduğuna, kanıtların eksikliğine kadar her türlü iddianın cevaplarını bu sayfalarda bulmak mümkün. (Ayrıca matematik dışındaki şeylerin kanıtlanamaz olduğundan bahsedilmiş yukarılarda bir yerlerde, sanırım evindence'ın Türkçe'sinin de kanıt olduğunu hatırlatmak gerek bu noktada) - At 10/8/06 22:33 serkan said...
-
Siz Tanrı vardır demek bilimsel değildir diyorsunuz fakat bu böyle olsa da ki tam bilimsel olmak zorunda da değildir, bilimsellik ne demektir bu konuda ne kadar çözüm sunar bu da bilinemez.ama tanrı yoktur demek ne kadar bilimseldir size göre? tanrı nın varlığını bilimsel olarak ispatlayamayız belki ama olmadığını da ispatlama yöntemimiz ne kadar bilimsel nitelik taşıyabilir. Tanrıya evrimi yakıştıramıyorsunuz ve tanrı yoktur diyorsunuz ne acayip bir bilimsellik....
- At 11/8/06 00:11 N. Emrah AYDINONAT said...
-
Serkan Bey,
Sanırım kendimi iyi ifade edememişim. Ben diyorum ki tanrının varlığı ya da yokluğu hakkındaki iddialar bilimsel değildir. Yani sizin sözlerinizle ifade edersek, tanrı yoktur demek de bilimsel değildir. Dikkatli okursanız yazının hiç bir yerinde tanrı yoktur demiyorum. Böyle bir iddiam yok. - At 29/11/06 10:01 Adsız said...
-
Canlıların tesadüfen meydana geldiği nasıl yanlışlanabilir?önemli rol tesadüflerle değil seçilimle gerçekleşiyor diyorsunuz doğal seçilim için gerekli olay lar tesadüf olmuyor mu?ayrıca evrende bir bütünlük vardır.mesela meyve sineklerinin kanatlarındaki şekillerle zıplayan örümceğin şekli bir birine çok benzer.Meyve sinekleri kamuflaj yoluyla onlardan korunur.Bunun böyle olması sizin için tesadüf değil mi?Ayrıca bu canlılar doğadaki ısı,ışık,oksijen,vs. herşeyle bir bütündür.Bunların birbirlerini tamamlıyor olması sizin için tesadüf değil mi?
Bunlar ancak herşeyin özelliğini bilen biri tarafından yartılmştır.Bir şeyi yapanın herşeye gücü yeter.Yani O nun için bir şeyi yapmak herşeyi yapmak kadar kolaydır... - At 6/12/06 13:32 Adsız said...
-
"Yok öyle bir şey! Ortada bilimsel bir ispat yok. Zaten olamaz da."
Buradaki olamaz da grubu biraz evrime inancı çağrıştırıyor.Yani evrim kesin gerçek olduğu için evrime karşı üretilen bütün teoriler doğru olamaz gibi bir anlam çıkıyor.Yani ananç meselesi...
"Somut gözleme, ölçmeye, yinelenmeye ve yanlışlanabilmeye dayanan bilimsel araştırma yöntemiyle Tanrı'nın varlığını veya yokluğunu kanıtlayamazsınız.” (Türker Alkan - Tanrı ve Bilim)"
Peki tesadüflerin varlığını hangi somut delillerle ispeatlayacaksınız?
"Evren’de (ya da Dünya’da) hayat nasıl ortaya çıktı?"
"Bu iki sorunun çok net yanıtları var. Birinci sorunun yanıtı, “Tam olarak bilmiyoruz!”"
Ne kadar net bir yanıtmış!...
"Evrim sürecinde tesadüflerin pek tabii ki rolü vardır. Ancak asıl itici güç tesadüf değil doğal seçimdir."
Seçim aklı,şuuru,bilgisi olan varlıklar için geçerlidir.Yani siz doğal seçim demekle, bizim Allah için kabul ettiğimiz bilgiyi siz tüm zerreler için kabul ediyorsunuz.
"Bu son nokta bizi, “öyleyse tasarımcının tasarımcısı kimdir ve acaba o da akıllı mıdır?” sorusuna getirir ki bu soru da – en azından şu an için – bilimsel olarak ele alınamaz."
Eserle eserin sahibi aynı türden olamaz.Doğada bir tasarımcı aramak resim içinde ressamı aramaktan pek farklı değildir.seksen vagonlu bir tren düşünün her vagon bir sonrakini çeker ama iş lokomotife dayandığında lokomotifi çeken yoktur.Çünkü lokomotifin çekilmeye ihtiyacı yoktur.Zaten çekilseydi lokomotif olmazdı.
SAYGILAR... - At 6/3/07 01:53 H.Basri said...
-
Sn. N.Emrah AYDINONAT, Akıllı "H.Yahya tarzı Yaratılışçılık", "Evrim" ve "Akıllı Tasrım" tartışmalarını uzaktan takip ediyorum. Akıllı Tasarım teorisi hakkındaki yazınızı okudum. Ancak anladığım kadarıyla "Klasik H.Yahya tarzı yaratılışçılık tezleri" ile "Akıllı Tasarım" teorisi ayrımını yapmadığınızı gördüm. Bu ikisi aynı şeyler değildir. Açıklayıcı olacağını düşündüğüm bir yazı..
"" Akıllı Tasarım hareketi içinde 1998’den beri varım. Özetle sunu söylemem lazım: Ne Akıllı Tasarımcıları desteklediğini söyleyenler ne de Darwinci evrimciler Akilli Tasarımın ne olduğu hakkında doğru bir özet bilgiye sahipler. Tanımlamalar sürekli genelleyici, indirgemeci ve bilgiden yoksun. Fanatizmin kucağında akılların kantarı Demokles’in kılıcı olmuş kelle alıyor…
Tümdengelimci algılamalara itiraz olarak şunu söylemeliyim ki, nasıl Darwinciler içinde birçok kol var, örneğin Neo-Darwinciler ve Klasik Darwinciler gibi kollar ve farklı kabuller var. Akıllı Tasarım içinde de buna benzer bir yapılanma vardır. Söylenmesi gereken en temel şey Akıllı Tasarımcılar “evrim”e bilimsel gerçek gözüyle bakmaktadır. Sadece bunun Darwinci mekanizmalarca açıklanamayacak denli girift ve karmaşık olduğunu söylemektedirler. Doğal süreçlerin canlılarda ayan beyan fark edilen tasarımı gerçekleştirmesine “bilimsel”olarak imkân yoktur. Fakat Darwinin evrim kuralı işe yaramaz ve de baştan sona yanlış bir teori asla değildir…
Sadece yöntem kısmı ateist felsefenin ve materyalizmin kurbanı olmuştur. Darwin’in alet çantası bugünkü donanımlarla dolu olsa, kitabında tavus kuşu ve gözden bahsederken kullanmaktan çekinmediği tasarım olgusunu tamamıyla ortaya koyacağından da çoğu Akıllı Tasarımcının şüphesi yoktur.
Yaradılışçı cephe de zannediyor ki, klasik yaratılışçı tezlerin bilimsel detayları Akıllı Tasarım Teorisinin oluşum amacıdır. Daha da kötüsü panteizm ile ilişkilendirecek kadar neyin ne olduğu üzerinde fikir sahibi değiller. Darwinci evrimciler ise yaratılışçılardan daha da fanatik ve dogmatik biçimde “kendilerinden beklenmeyecek denli” hissi ve partizan konuşmalarla 100 yıllık Heackel formasyonu ile bilimsellik ve modernlik naraları atıyorlar. Bu iki uç noktanın ortak yanı her iki tarafın da “sürekli mucizelere inanıyor” olması. Bir taraf olgusal mucizelere inanmakta, diğer taraf ise matematiksel mucizeleri bilim sanmakta. Oysa bu kavram oldukça özel ve de “nadir” olan sıradışılıkları anlatır. Gelin mucizelerin Darwinci çevreler için neyi ifade ettiğini Neo-Darwincilerin fikir lideri Sir Richard Dawkins’in kaleminden öğrenelim:
Şans, talih, rastlantı, mucize. Bu bölümün ana konularından biri mucizeler ve mucizeyle neyi kastettiğimiz. Benim tezim, genelde mucize dediğimiz olayların doğaüstü olmadığı, gerçekleşme olasılığı çok düşük, olasılık dışı doğal olaylardan oluşan bir yelpazenin bir parçası olduğudur. Başka bir deyişle, eğer bir mucize oluyorsa, bu müthiş bir rastlantının gerçekleşmesidir. Doğal olaylarla mucizeler arasında kesin bir ayrım yapılamaz. Bazı olaylar üzerinde düşünülmeye değmeyecek kadar olası dışıdır, fakat bunu hesaplamadan bilemeyiz. Hesaplamayı yapabilmek içinse, ne kadar süre verildiğini bilmeliyiz; daha da genelde olayın gerçekleşmesi için kaç fırsatın ortaya çıktığını bilmeliyiz. Sonsuz zaman, sonsuz fırsat verildiğinde, her şey mümkündür. (1)
Evren Big Bang yani Büyük Patlama denilen bir hiçlik anından meydana geldi, yani yoktan. Buna batılılar “ex nihilo” demekteler. Evren sıfır hacimli bir noktadan bugünkü haline geldi. Peki, bu ne demek? Bu evrenin yaratılmış bir “varlık” olduğunu göstermekte. Bir başlangıcı olduğunu da göstermekte. Bunu oluşturan neden evrenin dışında, ondan öte, hiç bir şeye benzemeyen, benzetemeyeceğimiz bir etmen güç. Tüm ilahi kutsal metinler evrenin yoktan var edildiğine atıfta bulunur, oysaki 100 yıl öncesine kadar bilim dünyası bu gerçeği bilmiyordu. Evrenin sonsuzdan beri var olduğunu ve var olacağını savunuyordu.”steady state“. Oysa Büyük patlama ile ilgili veriler (fon radyasyonu vs) giderek artınca ve bu patlamanın gerçekliğini ayan beyan ortaya koyunca, ister istemez evrenin başlangıcı fikrini kabul etmek zorunda kaldılar.
Dawkins yukarıdaki şu saptamalarıyla aslında her şeyi ortaya koymakta:
Başka bir deyişle, eğer bir mucize oluyorsa, bu müthiş bir rastlantının gerçekleşmesidir. Sonsuz zaman, sonsuz fırsat verildiğinde, her şey mümkündür…
Bu mucizelerin, sonsuz zaman ve sonsuz fırsat gibi kavramsal ifadeler olması bile yeterince acıklıdır. Büyük Patlama var olduğuna göre bir başlangıcı ve bir sonu olan evrenden ve zamandan bahsetmek zorundayız. Elimizdeki matematiksel çıkarımlar olasılıkların nesnel sınırlarını açıkça göstermekte. Dünyamızdaki biyolojik çeşitlilik için ise, bırakın sürekli entropisi artan şu anki evrenimizi, o kavramsal sonsuz evrende bile (hem de mesela varsayalım ki entropisi olmasın) Darwinci mekanizmaların her farklı tür için farklı patikalarda trilyonlarca kez ayrı ayrı tekrar etmesi ve işlemesi gerekir. En nihayetinde şu sorular vicdanlarımızda yanıtını bulacağımız sorulardır : “Bilimsel verilere rağmen” mucizelere inanan kim? Hayatın gerçek kökenindeki tasarımı anlamaya çalışan kim?
Şimdi bir de genel bir biçimde duruma göz atalım:
Rönesans ile birlikte Avrupa’da ortaçağ Kilisesinin karanlık skolastik (yobaz) öğretilerinden kurtulan Avrupalı elitler, dini bir kenara bırakınca sosyal hayatlarında oluşan bu boşluğu bilim (positivism ve naturalism) ile doldurmaya çalıştılar. Çünkü yaşam boşluk kabul etmez. Aydınlanma denen bu devir, bilimi dinin toptan reddiyesi için amaca uygun kullanmıştır. Newton’la beraber iyice kendisini kabul ettiren mekanik evren anlayışı yani ezelden beri var olan evren düşüncesi aslında yeni değildi. Atomcu okul antik çağdan beri Trakyalı Helen felsefeciler (Epikür ve Demokritos gibi) arasında yaygındı ve maddenin ezelden beri var olduğuna inanıyorlardı. Rönesans ile birlikte eski Yunan ve Roma kaynaklarını yeniden ele alan Avrupa bunları yerel dillere çevirerek her yere matbaanın keşfi ile yaymıştı. Böylece eski öğretiler makyajlanmış kimliği ile Avrupa’da dine karşı bir kamplaşmanın merkezi haline geldi. Buna pozitivist felsefe, yani bilimi hayatın açıklanmasında yegâne kaynak gören düşünce sistemi dendi. Bu görüş, her şeyin nedenini formülleştirmeye ve bilimsel dille açıklamaya kendini adamıştır. Bu akıma daha sonra Romantizm ile birlikte doğaya ve Avrupa’nın eski pagan günlerine dönüşü simgeleyen “Natüralizm” katılmıştır. Natüralizm de “doğanın mutlak yaratıcı güç olduğunu” söyleyerek güya bilim önderliğinde hayatı açıklamaya çalışmıştır.
İşte bu öğretiler en nihayetinde 19.yy sonlarına doğru Lamarck ve Mendel gibi biyologların kuramları ışığında genetiğin ve dolayısıyla biyolojinin sosyal hayata girmesi ile sonuçlandı. Darwin bu kuramları Beagle adlı gemi ile Galapagos adalarına ziyareti sırasında edindiği tecrübelerle birleştirerek canlıların ilkel formlardan evirildiğini söyledi. Aslında Darwin genel olarak doğru da söyledi. Şöyle ki; gerçekten de canlılar daha iyi olmak için gelişmeye muhtaçtır. Bu hem sosyal olarak hem de biyolojik olarak böyledir. Çünkü yaşam taksonomik olarak yapılanmış sosyal yapımızda, biyolojik yapımızda ve her türlü yaşamsal popülasyonda hiyerarşik düzene sahiptir. Bu, düzenin ilk şartıydı. Bunu anlamak için de Darwin en üst yapıdan başlamış ve hikâyesini onunla temellendirmeye çalışmıştı, yani insandan ve onun evrimsel sürecinden. Bu sebeple bulduğu gerçeği perişan etmişti, yani evirilmeyi, gelişmeyi. Çünkü gördüğü tasarımı o günkü bilimsel kabule uyarlayamaz ise sosyal olarak başarısızlığa uğrayacağını biliyordu. Bunun için de zekâsını en iyi uyarlamayı oluşturmak için kullanmıştır. (Elektron mikroskobu yoktu kabul ediyorum, ama illa deterministik natüralizmi pozitivizmle harmanlamaya da gerek yoktu, hem de bilim adına)
Anlaşılan Darwin bir düzenin farkına varmıştı ama içerisinden çıktığı Avrupa maalesef bu algısını Evrenin dışında bir yaratıcıya ithaf etmesini engelliyordu. Buna paradigma diyoruz, yani hakim olan baskın anlayış (ve ne yazık ki bazı ülkelerde hala bu böyle). O yıllarda Avrupa’daki hâkim anlayış dinleri insan uydurması “masallar” olarak kabul ediyordu. Buna binaen Darwin’in çabası faydacı açıdan çok da garip gelmez.
Darwin ne yaptı peki? Kolay yolu seçerek farkına vardığı gelişim sürecini tamamen mekanik güçlerin gerçekleştirmiş olması gerektiğini söyledi. Bunun için de bir mekanizma önerdi: Doğal seçilim. Bu mekanizma canlıların popülasyonlarında en güçlü olanların ayakta kalacağı, yaşamaya devam edeceği, daha üretken olacağı, bunun tersi olan dayanıksız bireylerin ise yaşam koşulları tarafından elimine edileceği şeklinde idi. Yani güçlü olan kazanır ya da büyük balık küçük balığı yer denilebilecek orman kanunlarını hayatı açıklamak için tek ve yegane kaynak olarak almıştı. Elbet bu düşünce onun canlılar arasında olması gereken temel benzerliklerden yola çıkarak bambaşka bir hikâye anlatmasına da olanak veriyordu. Buna Darwinci evrim diyoruz (Darwinizm). Darwinci evrimin yukarıda sözünü ettiğimiz evrimsel gelişmeden farkı bu gelişmeyi tamamen doğanın kör, bilinçsiz ve rastlantısal güçlerine devretmiş olmasıdır. Bunun sosyal sonuçları en az bilimsel sonuçları kadar yıkıcı olmuştur. Nazi Almanyası Sosyal Darwinizm ilkelerinin yılmaz savunucusuydu ve bu, 52 milyon insanın hayatına mal olan bir savaşla sonuçlandı. Darwinizmin etkilediği diğer alan olan sosyal etik ise Avrupa’nın ahlaki sorunlarının temelinde yatan nedendir.
Oysa tek hücreli Flagella’dan bakıldığında “reverse engeneering” yapan insanoğlunu bile hayrete düşüren indirgenemez yapılar var. İndirgenemez yani yaşamsal olarak alt hiyerarşik gruba atılamayan yapılar. Bir öncülü ya da doğrusal Darwinci evrime göre A,B,C sırasını takip edecek bir önceki soy ağacı olmayan yapılar. Peki, Kambriyen dönemi biyolojik Big Bang’i ve 300 den fazla “indirgenemez yapı” dendiğinde Darwinci evrimciler yine klasik natüralist dogmalarına mı sarılacak yoksa fosil kayıtları, kireç taşları ve de mamut dişleri oratoryosunu mu seslendirecek? Yâda belgesel kanallarında Hominid (insanımsı) ailesinin bir günü nasıl geçirdiğine dair animasyonlarla mı daha bilimsel olacaklar?
Peki Batıdaki dezenformasyon neden hala aynı hikayeyi gerçekmiş gibi anlatıyor yada anlatabiliyor? Darwin 80 senelik insan ömrünün izafiyetini kullanarak, hikayesi 5 milyon yıllık (primatlar için) bir sürece göre işlediğinden, mutasyon gibi son derece zor oluşan koşulun doğal seçilim ve popülasyon genetiği ile tüm yaşam varyasyonunu oluşturabileceğini resmetmek istemiştir. Oysa Darwin mekanizmaları ancak adaptasyonu açıklayabilir. Richard Dawkins‘in biomorphları gibi simülasyonlarda bile Darwinci algoritma “fatal error” (ölümcül hata) verir. Çünkü olasılığın bile kendi içinde bir düzeni vardır. Bunu azcık ileri seviye bilgi işlem (computing) makalesi okuyan herkes bilir. Hele ki network ağları ile uğraşan bir NT iseniz ne demek istediğimi çok daha kolay anlayacaksınız. İnsan zekâsı bile İnternet omurgasındaki sunucuları birbirine bağlamak için inanılmaz bir zekâ ortaya koymak zorundadır. Bu bir kere kurulup haydi herkes yoluna denilecek bir süreç de değildir. Sürekli kontrol, tanzim ve düzeltme gereklidir. Durum böyle iken kumsaldaki silikon yapıların doğal şartlarda birbirini kopyalamasının şiirsel hikâyesini anlatarak DNA gibi bir “most efficent fabric in the world”u, yani dünyanın en etkin yaşam fabrikasını açıklayabileceğinizi düşünmek ancak Dawkins ve yandaşlarının hüsnü kuruntusu ve inançlarından ibarettir.
Batı medyasında sürekli propagandası yapılan, materyalizm ve ateizmin silahı olarak kullanılan Darwinizm üzerindeki şüpheler giderek artmaktadır. Çünkü bilim yerine siyasetin (materyalizm) ve de felsefi bir düşüncenin (ateizm) oyuncağı olmuştur. Bunların ispat odası Darwinizm’dir. Batı elitleri daha sonra siyasi olarak da Marx ve Engels’in kuramının işlemediğini görmüştür. Komünizm için Tanrı fikrini dışlayan Darwinci evrim, kapitalizm için ‘güçlü olan ayakta kalır ilkesi’ni piyasa ekonomisi için kullanmak amacıyla sözde bilimsel dayanak teşkil etmiştir. Darwinizm bu sosyo-ekonomik sömürü cephesinin son sığınağıdır. Materyalizm tripodunun en sağlam kabul edilebilecek ama en son ayağı. Bilimin söylemi üzerinden gerçekleri tüm medya gücü ile çarpıtabildiğinden uzun ömürlü olmuştur. Fakat artık miladını doldurmak üzeredir.
Darwin teorisi tıpkı Newton fiziğinin yerini Einstein’a ve onun da yerini Kuantuma bırakması gibi bilimdeki konumunu tasarıma bırakacaktır. Bugün görecelik ve kuantum birlikte kullanılarak uzay-zamanda yeni sonuçlar elde edilmektedir. Peki, tasarım olgusu evrime dâhil edildiğinde bilimin kaybı ne olur? Kazancı ne olur? Umudumuz odur ki tasarım bilimi içine düştüğü materyalizm dini kisvesinden azat edecektir. Son 30 senede ortaya çıkan genetik bulgular teoriyi köklerinden sarsmıştır. Nasıl mı? Canlılığın en temel formları olan tek hücreli bakterilerde bile var olan ‘’tasarım'’ günümüz F1 araçlarındaki yüksek teknolojiyi bile geride bırakmaktadır. Bir örnek ile açıklayayım. Bacterium Flagella adlı Akıllı Tasarımın en bilinen örneklerinden biri tek hücreli bir kamçılı hayvandır. Bunun kamçısındaki motor düzeneği bugün mühendislerin araba yapmakta kullandıkları ile neredeyse aynıdır. Esas ilginç olan, bir motorun saniyedeki dönüş hızı (rotate per minute-rpm) motorun “gelişmişliğinin göstergesi” olarak kabul edilir. F1 takımlarından Williams, BMW tasarımı motor ile dakikada 19.000 dönüş barajını geçen ilk İnsan yapısı motordur. Oysaki 3 milyar yıllık tasarım olan Flagella’nın motorunun dönüş hızı ortamdaki asit baz dengesine binaen dakikada 20.000 dönüştür.
İşte bu gibi gerçeklerle yüzleşmeye dayanamayanlar insanları daha farazi bilgiler olan ve üzerinde spekülasyon yapılması çok daha kolay olan paleantropoloji ile, yani fosil bulgularıyla aldatmaya çalışmaktadırlar. İnsana ait Darwinci fosil kaydındaki eksikler o kadar çoktur ki var olması gereken ara formların eksikliği yüzünden her bulunan şempanze iskeleti bile bir umut olmuştur. Bu sebeple zaten insanın çok kötü de olsa bir soy agacı hayal meyal varken şempanzelere dair soy ağacı maalesef yoktur. Her bulunan fosil abartılarak manşetlerden verilir, sonrasında ise Toumai fosili gibi aslında çarpıtılmış gerçeğin ta kendisi olduğu ya da Piltdown adamı gibi bir maskaralık olduğu ortaya çıkar.
Benim içinde bulunduğum kol da “common descent”i yani ortak atayı destekler. (Aynı habitatta yaşam genelde ortak kodların minimum varyasyon derlemesi ile oluşur. Solucan ve insan DNA’sı yüzde 70 benzemektedir). Karşı oldukları şey Darwin mekanizmalarının sadece “small scale” yani küçük değişiklikler yapabilecek mekanizmalar olduğudur. Türden türe geçişler için bu mekanizmalar geçersizdir. Nedeni de bu geçiş için tahmini evrimsel sıçrama olan 800 bin yıl içersinde bile mutasyonun durmadan ve doğal seçilim yasasının her an işlemesi gerektiğidir. Ayrıca geçersizlik tanımı, deneme yanılmada ilk hamlede bulmasını bile kabul etsek de olasılık dairesinin evrendeki atom sayısını aşması yada 10 üzeri 50 yani matematik dilinde “imkansız” olasılıkların her türde her nesilde her seçilimde ve üst yapıda ayrı ayrı tekrarlanmasının zorunlu olmasındandır.
Genom çalışmaları genetik algoritmaların tahmin edilenden de “karmaşık” ve gelişmiş olduğunu göstermektedir. Mesela sinir uçlarının veri iletimindeki optimizasyonu doğal seçilim ve mutasyon mekanizmalarının kabiliyeti ile açıklanabilecek olgular değildir. Bir meyve sineğini bile yoğun kontrollü mutasyon ile ancak kafadan dört bacaklı ve uçma yetisini de kaybetmiş hale getirebilen Darwinci zihniyet genetik yapı ve moleküler biyoloji alanında açık bir çıkmaza sürüklenmektedir. Aslında bel bağlanılan rastlantısallık bile evrenin kapalı termodinamiğinden ayrı işleyen bir yapı olamaz. Bu nedenle düzensizlik artacağından sistem, sistem içi bir akılla “düzenlense” bile eninde sonunda entropisi kendisini homojenleştirir. Bu nedenle bu şekilde bir düzenleme kabul ediliyorsa (ki başka akli yolu yoktur), bunu evrenin dışında bir akıl yada düzen sağlayıcı güçle açıklayabiliriz.
Akıllı Tasarım nedir peki? Tüm bu evrim serüveninin aslında bir Akıl ve Yaratıcı tarafından kontrol edildiği, her anın her basamağın “precise” yani kesin olarak derlendiği, düzenlendiği ve hayatın çeşitliliğindeki bilginin kaynağının tek olduğunu göstermektir. Bu teklik, kaynak kodu diyebileceğimiz tüm canlı DNA’sındaki ortak genetik dildir. Aynı kod harfleri ile bu denli çeşitlilik ancak ve ancak üstün bir zekânın doğaya müdahalesi ile olabilir. Bunu Yaratılışçıların yaptığı gibi mucizeler diyerek geçiştirmiyoruz. Elbet hayatın kendisi bir “mucizedir” fakat bunu anlamak istemek ise son derece insani ve akli bir istektir. Tasarımcı yada Yaratıcının ismi konusu ise tamamen kişiye özeldir. Bilimin görevi ad koymak değil fact (gerçek) ortaya koymaktır. Dini olarak kabulüm, Allah her şeyin mutlak yaratıcısı, var edenidir. Buna Hiristiyanın teslis inancı ile bakması, bir Çinlinin Buda demesi, bir Kızılderilinin ulu manitu demesi sadece onları bağlar. Din kişiye özel bir durumdur ve sosyal içeriklidir. Bir formüle, bilimin sağlamasına ya da doğrulamasına ihtiyacı da yoktur. İnanç ile bilim genelde ayrı alanlarla ilgilenir. Biri sosyal hayatı düzenlemeye diğeri ise biyolojik düzenin nasıl oluştuğunu anlamaya yarar. İkisinin elbet belli noktalarda yolları kesişir. Bu durumda uyuşmazlık ya da zıtlık değil aksine Büyük Patlama örneğinde olduğu gibi bir uyum söz konusudur. Şu anki bilim bize giderek daha keskin biçimde şunu göstermektedir (Robert Jastrow’un “God and the Astronomers” (Tanrı ve Astronomlar) adlı kitabındaki şu ilginç yorumunu aktaralım):
“… Aklın gücüne inanarak yaşamış bir bilim adamı için, serüven beklenmedik şekilde sona erer. O cehalet dağlarını tırmanmıştır; en yüce zirveyi fethetmek üzeredir, en son kayaya doğru kendini çeker ve tam o sırada, asırlardır orada oturan bir grup ilâhiyatçıyla karşılaşır.” (2)
Akıllı Tasarımın amacı ise ne bu ilahiyatçılarla karşılaşmak nede cehalet dağlarının zirvesi olduğuna inanmaktır. Amaç; bilimin kabiliyetince hayatın kökenini sorgulamak ve hepimizin kendimize sorduğu o temel sorulara olası yanıtları kovalamaktır. Fakat söylemimiz illa bilim bunu yapacak yada yapmalı demek olmamalıdır. Kesişen alanlar varsa bunu bilimin araç olduğunu unutmadan ve kişisel inançlarımızı ona katmadan, gerçeklerin bizi götürdüğü yere kadar katkı yapabilmeliyiz. Bulunan gerçekler belki de hoşumuza gitmeyebilir ama Büyük Patlama gibi geçerliliği tüm bilim çevrelerinde kabul gören bir gerçek ise bunu soğukkanlılık ve akli olarak kabul edebilmeliyiz. (Çalışmalar, içerisinde sicim kuramı, parabolik evren, hiperbollar gibi bulunan gerçeği bulandırmak yada arzu edilen yöne yamamak olmamalıdır.) Bunu her üç anlayış için de söylemekteyim, yani Yaratılışçı, Darwinci ve Akıllı Tasarımcı bakış acısından. Bunun için de Darwin öncesi ve sonrası Batı’nın yaptığının aksine bilimi nihai “amaç” olarak değil gerçeğe yaklaşmamızı sağlayan “araç” olarak kullanmalıyız, kullanabilmeliyiz.
Paradigmalar daima körleştiricidir ve bilim Demoklesin kılıcı olduğunda herkesin başı tehlikededir.
(1) Richard Dawkins, Kör Saatçi, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, s.178, 3. basım 1998
(2) Mustafa Akyol www.mustafaakyol.org ""
Kaynak: http://www.derindusunce.org/2007/03/03/akilli-tasarim-konferansi-ardindan/
Saygılar.. - At 31/12/07 09:28 fuat said...
-
Geçen yıl evrim teorisiyle ilintili yaklaşık 30bin hakemli süreçlerden eçmiş makale yayınlandı dünya çapında. 30bin!
Dünyanın tüm üniversiteleri, enstitüleri, özel araştırma fonları bu teoriyi temel alıyor, biyolojinin ana çerçevesini oluşturduğunu kabul ediyor. Binlerce araştırma programları var. Kalkıp 1 tenecik araştırma programı kuramayacak kadar verimsiz bir "teori" ile nasıl karşılaştırabiliyorsunuz anlayabilmiş değil. El insaf be yahu. İşi hep de paradigmaya, ateizme bilmem neye çekersiniz. Francis Collins, kendisi genom projesini yöneten kişi, aynı zamanda inançlı bir hristiyan, çıkıp kitap yazdı adam. Evrim teorisinin inkar edilecek bir tarafı kalmadığını anlatıyor uzun uzun..Hangi paradigmaymış bu, ne ateizmiymiş? Maaşallah bloglar akıllı tasarım kaynıyor, siteler, konferanslar..yahu bi zahmet bilim yapın da anlatın neymiş bu teoriniz neyi açıklıyormuş.
Teknik bilimsel jargona bulanmış bildiğimiz yaratılışcılıktan başka birşey değil.Her gün entellektüel sopa yiyor. - At 23/4/08 00:07 amess said...
-
yığınla yanılgılı bir yazı yakında bu yazınızla alakalı bir inceleme yazısı yazacağım bilginiz olsun
- At 28/6/08 11:30 Adsız said...
-
4 milyar yıllık bir süreçte ortaya çıkan canlı sayısı 10 üzeri kaçtır DNAnın ortaya çıkması kaç milyon yıl sürmüştür ilk canlıdan itibaren
ilk canlının nekadarlık bir bilgiye ihtiyacı vardı
canlılar geometrik artmaz mı
fosillerin evrime ters düştüğünü düşünüorsanız fosillerin çok kolay oluştuğunu düşünmüyor olmazmıydınız
eğer fosiller bu kadar kolay oluşsaydı kazdığımız heryerden fosil çıkması gerekmez miydi
insan oğlu bir canlı yaratsa bu duruda bu evrimsel bir süreç mi olur yoksa insanı akıllı tasarımcımı yapar
sayın aydınonat yazınız için teşekkürler - At 4/10/08 22:30 Adsız said...
-
herseyin tesadufen oldugunu iddia eden kisinin kendi mantalitesi icinde bu blogdaki yazıları yazması da tesaduftur.peki ey akıllı gecinen arkadaslarim tesadufi yazilmis yazilari nicin kaale alirsiniz.kitaptaki ifadeyle;Allah deyin ve birakin onlari dustukleri bataklikta debelenip dursunlar..oysa daha dun bir sumuktuler simdi ise ne cenebaz olmuslar..uc kurus fazla kazanmak icin tesadufe yer bırakmamak adına ince hesaplar yapip yırtınan,sonra da hersey tesaduf zirvasina inandigini soyleyen namkorler..
